İstanbul Üniversitesi

63 soruya 312 cevap verildi.

Cevaplar 312

Yükleniyor...
8,818 görüntülenme
·
Transkripti Göster

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin ne kadar köklü bir okul olduğunu hepimiz biliyoruz ama o dönemde beklentileri karşılayan bir eğitim düzeyi yoktu. Bir süre önce okul, Basın Yayın Meslek Yüksekokulu’ndan bir fakülteye dönmüştü. Fakülte gerekliliklerinin tamamı görünür olmakla birlikte laboratuvar imkanımız, işimizle ilgili öğrenmemiz gereken çekim ve montaj stüdyoları gibi imkanlar çok sağlıklı değildi.

İletişim Fakültesi'ne girdiğim gün itibariyle İletişim Grubu’na girdim, o da rektörlüğe bağlı yarı kadrolu çalışan bir gruptu. Biz de 4 yıl boyunca “Yılın İletişimcisi” ve “Ayın İletişimcisi” olarak iki farklı organizasyon yaptık. Ayın İletişimcisi bir süre kesildi, Yılın İletişimcisi devam etti. Ben okulda bu işlerin mutfağını bu şekilde görme fırsatı elde ettim ama o grupta çalışan sınıfta 3 kişi vardı, geri kalanları da istemeden gelmişti. Biz de kendi kendimize bu işi öğrenmek için bir laboratuvar oluşturduk ve okulun sosyal anlamda faydaları da oldu.

Ben okula girdiğimde akademisyen olmak istiyordum. Binayı gördükten sonra oraya dekan olabileceğimi düşündüm. 1 senenin sonunda rektörlükle birebir ilişkileri gördükten sonra olamayacağıma ve özel sektörde devam etmem gerektiğine karar verdim. 3 sene boyunca İletişim Fakültesi’nin telefonları borçtan ötürü kesikti. Kapıda İletişim Fakültesi yazıyor, telefonlarınız çalışmıyor, siz Yılın İletişimcisi diye bir ödül töreni yaparak Uğur Dündar gibi Türkiye’nin önde gelen büyük iletişimcilerini bir sahnede ağırlayıp ödüller veriyorsunuz ve gazetelerde yarım sayfa haber alıyorsunuz. Tuhaf ve kaotik bir şey ama sanırım ben o kaosa aşık oldum.

Üniversitedeyken bir arkadaşıma destek olmak için turizm acentesinde yarı zamanlı olarak çalışmaya başladım. Para kazanıyordum ve orada çalışmayadevam ettim. Okulun 2 senesinde hem okul grubunda hem turizm acentesinde çalışıyordum hem de okulun dersleri vardı. O esnada başka bir sektörü de tanımış oldum. Turizmde insan ilişkileri adına çok şey öğrendim çünkü ne yazık ki fakültelerde insan ilişkilerine dair yüzleşeceğiniz hiçbir kanıt yok ve bunu iş dünyasına girdiğiniz zaman anlıyorsunuz. Başınıza ne gelip gelmeyeceğini, neyi yapabileceğinizi ve neyin size göre olduğunu okulda anlamanız mümkün değil. İletişim Fakültesi’nin iletişim duayenleriyle yaptığımız organizasyonlarda birebir temastan dolayı çok büyük bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Bir de telefon olmadan iletişim kurmayı öğrenmek de güzel bir deneyimdi.

1

Kapıdan girmeye çok heves etmeyin, bir havası yok. Biz üniversiteyi kazandığımızda restore ediliyordu. Bahar döneminin sonuna doğru açıldı taş çatlasa 10 kere girip çıkmışımdır. Görüntüsü hoş ama sadece o kadar. İçeri girince Atatürk ve Gençlik Heykeli'ne ve arkasındaki eski Harbiye Nezareti şimdinin ise Rektörlük binası olan binaya doğru götüren ağaçlarla bezeli, uzunca bir yol çıkıyor, orada ilk kez yürüyecekseniz yavaş yürüyün. Gitmeden Turan Emeksiz'in kim olduğuna bakınız zira yemekhanemizin ismi bu abimizin ismidir ayrıca yemekhaneye inerken solda bir heykeli bulunmaktadır. İlk kaynaşma zamanında yemekhanenin ve tarihçesini bilmek sizi öne geçirir. Zannettiğiniz gibi derslerin hepsi o tarihi binalarda olmuyor. Ek bina kavramı var. Araştırırsanız güzel olur. Kütüphanede mutlaka sabahlayıp insanlarla tanışın. Ben hiç yapmadım içimde kaldı. Yemekhanenin yemeğini yiyin güzeldir ve ucuzdur. Bazen saçma sapan bir balık yapıyorlar onun dışında patates yemeği her zaman var. Yemekhanenin yanından harika manzarayı izlerken çay içmeyi unutmayın. Hukuk Fakültesi'nin oradaki sahaya bakan banklara ve çimlere oturun keyif yapın. Her şey iyi güzel hoş son olarak unutmayın EN İYİ ORTALAMA BİRİNCİ SINIFTA YAPILIR. ÇALIŞMIYORMUŞ GİBİ YAPIN KARİZMANIZI BOZMAYIN AMA ÇALIŞIN. 

Güncelleme: En son gittiğimde Turan Emeksiz Yemekhanesi yıkılmış gerine geçici olarak hizmet vermesi için çadır kurulmuştu. Zannedersem yenisi yapılıyor. Okulda öğrenci iken her ne kadar birçok şeyden şikayet etseniz de mezun olduktan sonra o yılları çok ararsınız gibi bir klişe laf edeceğim. Bunun temel sebebi öğrenci olmak dünyanın her yerinde ve hatta üniversite dahilinde (yaptığınız saçma hareketler olsa dahi) hoşgörü ile karşılandığını bilmemdir. Ancak mezun olduktan sonraki hayatınızda hatalarınızın, şımarıklıklarınızın telafisi ne o kadar kolay oluyor, ne de yerli yersiz isteklerinize dahi az da olsa kulak kabartan insanlar kalıyor. Anlayacağınız çemberin dışında fırtına biraz sert esiyor.

8,742 görüntülenme
1

Ben üniversite seçmekten çok, okumak istediğim bölümü ve şehri seçtim diyebilirim. Liseyi yarı-özgür bir şekilde İstanbul’da okuduktan sonra, İstanbul’dan vazgeçemedim ve İstanbul’daki üniversiteler dışında tercih yapmadım. İstanbul Üniversite’sini özellikle seçtim diyemem, o zamanlarda, Boğaziçi Üniversite’sinde okumayı tercih ederdim. Fakat İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde aldığım eğitimin benzerini Boğaziçi’nde alamayacağımı sonradan gördüm.

7,993 görüntülenme

Eğer İstanbul dışından geliyorlarsa okula yakın kalacak yer ayarlasınlar. İstanbul içindekiler zaten aileleriyle olduğu için 2 3 saat mesafeden gelenler var. Bir de öğrenci işlerine hazırlıklı olsunlar. Tamamen farklı bir dünya. :))

7,496 görüntülenme