Tıp Bölümü

Tıp Bölümü

220 kişi 159 cevap verdi.
159 Cevap
Tıp, kendimi bildim bileli istediğim bir alandı. Tıp fakültesine senelerinizi değil ömrünüzü veriyorsunuz dersem abartmış olmam. Yaşam tarzınızı her şeyinizi etkiliyor çünkü. Tek bir şey söyleyebilirim ki tıp para için yapılacak meslek değildir, bunu düşünüp tercih edecekler varsa şimdiden geri dönsünler.

Eğitimimizden bahsetmem gerekirse;

Tıp fakültelerinde alttan ders alma olayı yok diye biliyorum çünkü temel tıp dersleri hep üzerine konularak işleniyor yani bir bilgiyi bilmeden üzerine bir şeyler koymak olmuyor. Komite sistemi değil de vize-final şeklinde tek tek sınava girilen sistemlerde de alttan ders almak yok diye biliyorum. O yüzden bütün derslerden tek tek sınava girip stres yaşamaktansa hepsinden bir sınava girmek (komite sistemi) daha mantıklı geliyor bana. Bu sistemde sınavda daha iyi olduğunuz derslerde daha başarılı olup, yapamadığınız derslerin açığını kapatabilirsiniz. Ancak şöyle bir durum var ki komitede her ders için yüzde 50 barajı uygulanır, yani her dersteki soruların en az yarısını doğru cevaplamak zorundasınız. Diyelim ki bir dersten 10 soru var, 10'unu da yapamazsanız o dersten sıfır almazsınız -5 alırsınız ve dezavantaj olur.

Geçme notumuz 60. Okulda komite sistemi var yani bütün derslerden tek bir sınava giriyorsunuz Ygs-Lys'ler gibi, bence bu avantaj hepsinden tek tek vize ve finallere girdiğimi düşünebiliyorum bile. Pratik derslerimizin sınavları ayrı ayrı yapılır. Çarşamba-perşembe günleri pratik derslerin sınavları yapılıyorsa cuma günü de komite sınavına girersiniz. Komitelerin yüzde 40'ı, finalin yüzde 60'ı alınıyordu ancak bu oranı tam tersine çevirmişler diye bir duyum aldım alt dönemdeki arkadaşlar daha iyi bilir. Sene içinde 4 ya da 5 tane komitemiz oluyor, sınıfı geçmeniz için komitelerin ortalaması 60 olmalı ve finalden de en az 60 almalısınız. Finalde senenin başından sonuna bütün derslerden sorumlusunuz, benim 2. sınıftaki finalimde 134 sorumuz vardı ve final sınavımız 2,5 saat sürdü. 3 hafta boşluğumuz vardı bütün senenin konularına çalışmak kolay olmuyor, yetiştiremiyorsunuz zaten. 3. sınıfın finalinde yine 3 hafta süremiz vardı ve bu finale hazırlanmak çok çok daha zordu. Şöyle bir durum var komitelerin ortalaması 85 olursa finalden muaf geçersiniz ama takdir edersiniz ki bu baya zor bir şey, bizde geçen sene 10 kişi falan muaf oldu bu sene 3-4 kişiydi. Alt dönemden 1. sınıftayken muaf geçen olamamıştı, baya zorladıklarını söylüyorlar. Bizim dönemde büte kalan çok kişi olmuyordu ancak alt dönemlerde 100 kişiden 55 kişi ya da daha büyük oranlarda büte kalanlar oldu. Alt dönemlerle sistemlerimiz biraz farklı, ilk sene bizden fazla ders gördüler. Bizim de 2. ve 3. sınıfımız çok yoğun geçti. İlk öğrenciler olduğumuz için bizim yol gösterecek bir üst dönemimiz yok, çıkmış sorumuz yok, sizlerin olacak. Okul kolay diyemem ama hiçbir tıp fakültesi kolay değil, en büyük zorluğu biz ilk öğrenciler yaşıyoruz sizin işiniz nispeten daha kolay olacak.

Kendimden örnek verecek olursam 2. sınıfta bütün derslere katılıp iyi kötü not tuttum, komite sınavına 2 hafta kala çalışmaya başlıyordum yetişmesi zor oluyordu hatta yavaş olduğum için yetiştiremiyordum ama her komiteden 60-61 falan aldım. 3. sınıfta daha yoğun çalıştım ve ortalamam 70 küsürdü. 4. sınıfta aynı düzende devam ettim daha çok çalışmaya başladım genelde 85 civarında notlar aldım, sözlüsünden 100 aldığım hocalarım da oldu. Kendi adıma derslere devamlı katılmanın ve not tutmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Daha az çalışıp benden çok daha yüksek alanlar da oldu sanırım önemli yerleri ayırt etmekle mümkün. Günü gününe çalışıp ortalaması 90 küsür olanımız da var, son 2-3 hafta çalışıp geçerli notu alanlarımız da var, ortalaması düşük olanlarımız da. Bu tamamen size kalmış bir şey.

2. sınıfın sonunda 14 Haziran'da finalime 2 hafta kalmışken şöyle bir yazı yazmıştım:

"İnsanlar nerdeyse bir aydır tatilde, biz şu sıcakta hâlâ finale hazırlanıyoruz. En erken açılan fakülteler bizde, en geç kapanan fakülteler bizde, 'YGS LYS de sınav mıymış' dediğimiz komiteler-finaller bizde. İnsanlar okul vakti gezip tozuyor bizim sürekli derse girmemiz lazım, ders çalışmamız lazım. Hayır çalışmamayı tercih etsek vicdan azabından ölüyoruz, en azından ben öyleyim. Çekilecek derdimiz varmış arkadaş ve daha bu başlangıç. Gün gelecek hiç tatilimiz olmayacak. Şu vakti de atlatalım ondan sonra rahata kavuşuruz diyebileceğim bir an yok. Sanki gelen her sene yoğunluk bakımından bir öncekini aratıyor. Ah ah değerini bilememişim 1. sınıf. 'Sen hele bir kazan da gerisi kolay.' derler ya, gerisi kolay değilmiş yeminle. :)

Yakın zamanda şunu anladım; biz bu fakülteye 6 veya 10 senemizi değil de ömrümüzü vermişiz meğer. Her şeye rağmen düşününce başka meslekte yapamazmışım diyorum. Milleti bilmem ama ben bu meslekte kendimi bulacağıma inanıyorum. Dayanma gücünü veren de bu olmalı. #direntıpçı diren, bak ne diyor Nazım Hikmet: Elbet bitecek güneşe hasret günler ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini. "

Şunu belirteyim ki daralıp yazdığım bu yazı abartı sayılmaz çünkü 3. sınıftaki finalde de farklı bir şey olmadı hatta daha zor oldu. 4. sınıfta final olmadığı için ve herhangi bir stajdan kalmadığım için nispeten daha iyiydi. Tıpa cidden ömrünüzü veriyorsunuz yani şu vakti de atlatalım rahata kavuşuruz diyebileceğiniz bir an yok. Her gelen sene daha da yoğunlaşıyor. Son 3 sene kliniğe geçiyoruz, son 2 sene eş zamanlı olarak yabancı dil sınavına ve Tus'a hazırlanmak gerekiyor ve tahmin edersiniz ki hiç kolay şeyler değil. (Tus dersanesine gitmek isterseniz indirimsiz fiyatların 9000 liradan başladığını belirtmeliyim.) Tus'u kazanırsanız hastane bölüm tercihi yapıp 4-5 sene daha okuyup (asistanlık dönemi) uzman oluyorsunuz sonra 2 sene mecburi hizmete gönderiyorlar. Mezun olunca hemen Tus'u kazanamazsanız anında mecburi hizmet çıkıyor. Millet istifa edip Tus'a hazırlanıyormuş hem mesaide çalışıp hem sınava hazırlanmak zor diye. Yani kaçışınız yok eni sonu 2 yıl mecburi hizmete gidiyorsunuz :) ve mecburi hizmeti tamamlamadan tıp fakültesi diplomanızı alamıyordunuz trajıkomik ama gerçek, şu an bu durum değişmiş olabilir. Başarırım, bu mesleği istiyorum diyorsanız her şeyi göze alıp gelin, istedikten sonra her şeyi başarırsınız. Pek çok şeyi bilmediğinizi varsayarak uzun uzun açıkladım çünkü ben tercih yaparken hiçbir şey bilmiyordum bilmeden tercih ettim, sizlerin daha bilinçli tercih etmesini istiyorum.
Tıp seçmemin nedeni, sanırım gerçekten bu eğitimin sonunda gerçeken nitelikli insanlar olacağımıza inanmak, en önemli varlığımız olan sağlık konusunda insanlara yardım edebilmek ve iş bulma konusunun daha garanti olması sanırım.
Ben ilk olarak neden ingilizce tıp fakültesini tercih ettiğimi açıklayayım. Benim hedefim kendimi akademik olarak geliştirmek araştırmalar yapmak bu yüzden ingilizce bilmem(çok iyi bir mesleki ingilizce tabi ki) çok önemliydi. Tıp alanında Türkiye çok gelişmiş bir çok ülkeye göre ama buna rağmen yabancı kaynakları takip etmeniz gerekiyor. Eğer ingilizce bilmezseniz dünya çapında yayınlanan makalelerden faydalanabilmek için Türkçeye çevrilmesini beklemeniz gerekiyor bu da dünyayı en az 6 ay geriden takip etmek demek. Aynı zamanda sadece makaleler değil yeni bulunan tedavi yöntemlerini de geriden takip etmek zorunda kalırsınız iyi bir ingilizceniz yok ise. Ama hedefi normal bir doktor olup devlet hastanesinde çalışmak olan bir öğrenci için kesinlikle Türkçe tıp öneririm. Fakat şu bilinmelidir ki Acıbadem gibi büyük sağlık gruplarında çalışmak istiyorsanız en azından ingilizce bilmeniz şarttır(farklı yabancı dillerde artı sağlayacaktır). Bir de bu sene yapılan değişiklikle TUS sınavında başarılı olsanız bile sınavınızın geçerli olabilmesi için YDS(yabancı dil sınavı)'den 50 ve üzeri not almanız gerekiyor ki bu da düşük bir not değil genel ingilizcenizin yeterli olması gerekir(bunun için de bir çok insan son sene kursa gidiyor.TUS kursunun yanında bir de ingilizce). İngilizce tıpın tek bir dezavantajı olduğuna inanıyorum o da ilk sene biraz zorlanabilme ihtimali ki eğer istekli olursanız kısa sürede ingilizce derslere uyum sağlayabilirsiniz. Bana bir tercih hakkı daha verilseydi gene ingilizce seçerdim pişman değilim ingilizce tıp okuduğum için.
Genelde fen lisesinden mezun olanlar ya tıp yazar ya da mühendislik. Benim istediğim üniversitenin mühendislik bölümleri tutmuyordu. Sınava tekrar girmek de gözümde büyüdüğü için tıp yazmaya karar verdim.
Eğer akademik alanda ilerlemeyi düşünüyorsanız İngilizce tıp çıkışlı olmanız sizi daha tercih edilebilir yapar.

'Ben muayenehanemi açayım, hastama bakayım.' diyorsanız nereden mezun olduğunuz pek bir önem teşkil etmiyor.

İngilizcem kötü, zorlanırım demeyin, İngilizce tıp eğitimi zaten sınırlı bir kelime havuzundan oluşuyor. Çoğu kelime Latince; Türkçe tıpta olduğu gibi. Geri kalan İngilizce kelimelere aşina olmanız da sadece birkaç ayınızı alır. İlk günlerde amfi derslerinde hocaları anlayamayabilirsiniz, telaşa gerek yok, zamanla onların da 50 kelimeyle konuştuklarını fark edersiniz zaten.
6 senenin sonunda tıp fakültesinden pratisyen hekim olarak mezun olursunuz. Yabancı Dil Sınavı'ndan yeterli puanı aldıysanız Tus'a girme hakkını elde edersiniz. Tus'u kazanamazsanız pratisyen hekim olarak mecburi hizmete gidersiniz. Pratisyen kalmak isterseniz devlette veya özelde çalışma imkanınız var veya şansınızı daha sonra denemek isterseniz Tus'a tekrar girebiliyorsunuz.

Diyelim ki mezun olur olmaz ilk Tus'ta iyi bir puan aldınız, bölüm ve hastane tercihi yapıyorsunuz ve seçtiğiniz bölümde 3-4 ya da 5 sene asistanlık eğitimi alıyorsunuz (süre seçtiğiniz bölüme göre değişiyor) eğitiminiz bitince uzman oluyorsunuz ve sonrasında mecburi hizmetinizi tamamlıyorsunuz. Daha sonra devlette veya özelde çalışabilirsiniz.
Küçüklüğümden bu yana içimde var olan araştırma ve keşfetme arzusu, tıbba yönelmemdeki en baskın etken oldu.
Hatta bir zamanlar keşfedilmemişlerin en yoğun olduğu alan olan astronomiyi bile düşünmüşümdür.
Lisedeyken ise, yine fazlaca bilinmeyen barındıran alanlar olan moleküler biyoloji ve genetik ile genetik mühendisliği arasında kararsız kaldım, tıp için ise ‘asla!’ diyordum. Sonunda genetik mühendisliğinde karar kıldım.
ÖSS’ye girdiğim sene Türkiye’de genetik mühendisliği eğitimi veren iki üniversite vardı ve açıkçası bu üniversitelerin olanakları pek içime sinmedi. Ayrıca o gün için genetik mühendislerinin çalışma alanı -en azından Türkiye’de- çok azdı.

Bir doktorun yönlendirmesiyle, tıbbın ardından tıbbi genetik alanında uzmanlaşabileceğimi öğrendim ve tıp fakültesini tercih ettim. İçimdeki ‘genetik’ ateşi zamanla söndü, çünkü diğer tıp dallarında da yeterince keşfedilmemişin olması beni daha da cezbetti.
Beyaz önlüğe olan hayranlığımdandır diyebilirim :)
Biyoloji en sevdiğim dersti ve gerçekten tıbba ilgim oldu hep. Hem dersler çok zevkli gözükürdü gözüme, hem de bir insanın ağrısını dindirebilmek, bir insanı iyileştirebilmek bence çok büyük bir mutluluk, başka hiçbir meslekte yoktur bence bu haz.
Ben aslında hep mühendislik istemişimdir lise yıllarımda. Ama bilirsiniz genelde çocuklar üzerinde tıp seçmesi yönünde aile baskısı olur. Yani tamamen istemeyerek girdim ben tıp fakültesine. Ancak şimdi çok memnunum. Zorla girdim ama iyi ki zorlamışlar diyorum, çünkü hekim olduğumda insanların bana minnettar kaldıklarını görmek onların acılarını dindirmenin zevkini doyumunu yaşamak beni mutlu edecek bunu biliyorum.
Ben Türkçe amfideyim. % 30 ingilizce bizim de. Labları ingilizce görüyoruz. İlerde onlara nasıl faydası olur pek bilmiyorum, yurt dışına gittiklerinde rahatlık sağlayabilir. Size İngilizce tıp olanlardan duyduklarımı aktarabilirim. Genel olarak hocaların ingilizcelerinin yetersizliğinden şikayetçiler, tabi iyi hocalar da var. Bize göre daha az ayrıntı gördükleri söyleniyor. İlk birkaç aydan sonra alışılıyormuş ingilizceye de, duyduğum kadarıyla tabi :) Tıp, Türkçe okunur bence. İngilizce tıp geldiği halde Türkçe yazan çok arkadaşım var, çok mantıklı.