Cevaplar 387

Yükleniyor...
5,369 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Güne mutlaka erken başlamayı tercih ediyorum. Çünkü o güne ait “Türkiye’de, dünyada ne olmuş? Politika, ekonomi, sosyal ve teknolojik olarak neler olmuş?” bilmemiz lazım. Günlük olarak ekonomik verileri takip ediyoruz mutlaka. “Pest Analizi” diyoruz aslında buna. Bizim için çok önemli. Gazetelerimizi mutlaka okuruz. O yüzden sabah erkenden günümüze başlarız. Çünkü biz bayiye gittiğimiz zaman sadece satış konuşamayız. “Ben gittim, sadece siparişlerimi yazdım, hadi eyvallah” diye bir şey yok. Tabi ki günlük bir şeyleri konuşacaksınız. Yeri geliyor siz bayinin danışmanı haline geliyorsunuz. Bir şekilde biz zaten bayi satış yönetmenlerimizi satış danışmanı olarak yetiştiriyoruz. Bizim aylık toplantılarımızda “pest”in her bir harfinin arkadaşlara verildiği, ve o konuda aylık olarak yorumlar yapıldığı bölümlerimiz olur. Bu bizim için çok önemli. O yüzden günlük ekonomik verileri, dünyada olup bitenleri ve siyasi verileri mutlaka takip ederiz. Bunlarla ilgili bilgi sahibi oluruz, kendimizi güncelleriz. Bunun dışında, tabi ki işin odak noktası satış. Aylık satış olarak takip etmemiz gereken durumlar var. Haftalık, günlük hedeflerimiz var. Bunlarla ilgili ne durumda olduğumuzu günlük olarak analiz edip, raporlarımızı inceleriz. Onun hemen akabinde de tüm arkadaşlarımızla bir konferans yaparız ki arkadaşlar rootlarına çıkar. Akıllarında soruları var mı? Nasıl hareket ediyorlar? Sahada satış argümanlarını nasıl kullanıyorlar? Bu konularda ortak bir dil oluşturmaya çalışırız ve mutlaka o hedefleri birlikte güncelleriz. Herkesin bir şekilde aynı noktada olduğundan emin olduktan sonra sahada herkes çalışmalarına başlar. Gün içerisinde satışları kontrol ederiz, bakarız, takip ederiz. Onun dışında tabi ki ofis içerisindeysem yoğun toplantılarım olur. Çünkü satışı şöyle düşünün: orta yere koyduğunuz zaman satışı; yanlarındaki pazarlamasıyla, planlamasıyla, ürün müdürleriyle mutlaka irtibat halinde olunması lazım. Servis kanadıyla mutlaka irtibat halinde olunması lazım. Çünkü bu işin 4P’si bu. 5P’si bu. Philip Kotler’in durumu bu. Ürünü, fiyatı, bayi kanalını, satış ekibini, pazarlamasını, satış sonrası servis kanalını, hepsini, zincirin tüm halkalarını çok sağlam bir şekilde tutmanız gerekiyor. Satışın da bu şekilde koordinasyon sağlaması gerekiyor ki en önemli işlerimizden biri de bu koordinasyonu sağlamak ve sahaya daha donanımlı, daha güçlü bir şekilde çıkabilmek. O yüzden ilgili departmandaki tüm arkadaşlarımızla toplantılarımız oluyor. Onları takip ediyoruz. Bir şekilde olumsuz olabilecek, sorun çıkabilecek konularla ilgili önceden önlemler almaya çalışıyoruz. Hızlı hareket etmeye çalışıyoruz. Çünkü dediğim gibi her şey hızla değişiyor. Türkiye pazarı çok dinamik. Satışta da çok dinamik olup hızlı karar almanız lazım. O yüzden de bir şekilde tüm arkadaşlarla aynı seviyede, aynı güçte ve bağlılıkta olup onların da gücüyle birlikte, sahaya markanın gücünü, şirketin gücünü yansıtmamız lazım. O yüzden de bunların hepsinin koordinasyonu ve akşam da yine “Satışımız ne oldu?” kapanışımızı mutlaka yaparız. Yine ertesi gün bu şekilde devam eder. Ama bunun yanında tabi ki çok yoğun bayi ziyaretlerimiz var. Ben tüm Türkiye’den sorumluyum. O yüzden Edirne’den Kars’a bir ritüelimiz var. Bütün Türkiye’deki bayilerin root root ziyaretlerini yapıyoruz. Orada sahadaki ekibimizle birlikte ürünlerimizin teşhirinden, markanın stratejisine, yeni kanalların oluşturulmasına kadar tüm koordinasyonun bayilere aktarılması ve biz “Profilo satış kanalını, küçük ev aletleri ve ankastreyi daha verimli nasıl geliştiririz?” bunun yollarını arıyoruz. Ve bunları da sahada bayilerimize aktarıyoruz.

5,246 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Asistan olarak baktığımız zaman benim kariyer hedeflerime başladığım noktada belki insanlar şöyle diyebilir: “İstanbul Üniversitesi İşletme Yönetimi mezunu, Marmara Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Para Yönetimi yüksek lisansı var. Hedefleri farklı. Niye asistan olarak başladı?”. İşte burası bence kilit nokta. Çünkü ben profesyonel iş hayatı boyunca şunu öğrendim: sıfatlar hiçbir şey. Ama o işi neden ve nasıl yaptığın çok önemli. Çünkü o sana bir şeyler katıyor. O yüzden asistan olarak başlamaktan mutluluk duyuyorum. Orada kurduğum ilişkiler, öğrendiğim iş çok değerli. İşin mutfağını, satışın mutfağını ve backgroundını gördüğüm işlerin sahaya girdiğim zaman bana çok büyük bir doluluk sağladığını gördüm. O yüzden iyi ki orada başlamışım diyorum. Tabi ki yaptığınız işi nasıl yaptığınızla ilgilenince ve o işin aslında felsefesine bakınca, o işte kendinizi daha donanımlı hale getirmeye çalıştığınız zaman şu ortaya çıkıyor: masaya sığmıyorsunuz. Masaya sığmamak ne demek? Yaptığınız işin tanımının dışına çıkıyorsunuz artık. Farklı birimlerle irtibata geçiyorsunuz, şirketin süreçlerini öğrenmeye başlıyorsunuz. O süreçlerde size daha fazla katkı sağlayacak noktaları görüyorsunuz. Bir aşamadan sonra artık masa size yetmiyor. O zaman işte, bir sıçrama yapmanız lazım. Zaten bunu yöneticiniz de görüyor. Bir şekilde bir fırsat doğması lazım ve sizin fırsatları kovalamanız lazım ki şirketinize daha verimli olun. Hem de kariyer ve kişisel gelişmenizi daha iyi noktalara çıkartabilin. Yani bu basamakları yavaş yavaş çıkmak aslında. Bu noktada Profilo markasında ilk defa kurulan ankastre birimi ortaya çıktı. Ve bu ankastre biriminin başına ben getirildim. Şirkette Profilo markasının ankastre birimi yoktu. Orada Satış Alan Yöneticisi olarak geliştim. Ve birimi sıfırdan, bir bebek halinde alarak, hep birlikte bugünlere getirmeye çalıştık. Tabi o zamanlarda tek kişiydim. Şimdi 10 kişilik bir ekip var. Ve tabi ki tüm Profilo satış ekibi var. Yaklaşık 5 yıl boyunca ankastre Satış Alan Yöneticiliği’ni yürüttüm. Artık az önce söylediğim gibi işin mutfağından daha da sahaya girmiş olduk.

1
5,089 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Customer Development yani Müşteri Geliştirme üzerine düşünecek olursanız gerçek hayatı yaşamayı seven, dokunmayı seven, dokunmaktan kastım yaptığı işi görmek, etkisini hızlı bir şekilde alabilmek, hızlı karar alabilmek, birçok insanla birlikte farklı profilleri yönetebilmek, insanlarla hem pazarlık anlamında hem katkı anlamında bir şeyler ortaya çıkartmayı seven, heyecanı sürekli yaşayabilen ve elde etmek istediklerinin günün belirli saatiyle sınırlamayan insanlar arıyoruz. Alışveriş dünyası 7 gün 24 saat çalışıyor, dolayısıyla bu anlamda baktığınız zaman hayatımızın tamamı hala oralarda o saatlerde dönüyor, bu biz de 7/24 çalışıyoruz demek değil ama netice itibariyle hayatınız yayılmış bir hayat. Dolayısıyla çalışma hayatınızın dengesini siz kuruyorsunuz. Bugün baktığınız zaman benim ekibimin çok limited çalışma zamanları yoktur, onlar kendi işlerine göre bunu ayarlarlar. Dolayısıyla gerçek hayatı içinde yaşamayı seven, insanlarla birlikte bir şeyler ortaya çıkartmayı seven, yaptığı aksiyonların hemen karşılığını görüp ona göre kendini yönlendirebilen, çabuk karar alabilen, heyecanı seven ve birtakım limitleri olmayan, daha esnek bir ortamda kendini yönetmesini bilen insanlara göre diye düşünüyorum. Ticari dünya çok hareketli bir dünya, değişken bir dünya. Gelen dalgaların üzerinde sörf yapmayı bilen kişilere yönelik, dalgayla birlikte sürüklenip giden kişilere göre değil. Dalgalar üzerinde sörf yapıp bundan keyif almasını bilen kişilere uygun diye düşünüyorum.

3
4,950 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Yeni mezun olmuş bir kişinin, bir iş yerinde çalışmaya başlamasından itibaren ilk dönemi çok yoğun geçirmesi lazım. Ben 4. sınıfta bunları düşünmeye başladığımda büyüklerim de hep bunu diyordu. Bunu yapabilmek için ne olup bittiğini iyi anlamak ve bir şeyi üretmeye başlamadan önce şirketi iyi anlamak gerekiyor. Operatif görevler önemli. Satış Pazarlama‘da olmanın avantajı müşteriyi iyi tanımayı ve iyi anlamayı sağlıyor. Bu da ayrı bir gayret istiyor. Çalışma saatleri çok düzenli olmayabiliyor, sürekli daha fazlasını kendinizden vermeniz, fedakarlık etmeniz gerekiyor. Satış bütün hadisenin koptuğu bir alan ve ne kadar iyi üretirseniz, satış rakamlarını döndürdüğünüz ve faturaları kestiğiniz nispette başarılısınız. Bu da müşteriyi iyi anlamaktan, ona ürünleri iyi tanıtmaktan geçiyor. Dolayısıyla oldukça meşakkatli bir iş ama bir o kadar da zevkli diyebilirim.

4,702 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Aslında bizim iki tane alımımız oluyor. Bir tanesi; daha önce hayatında hiç satış yapmamış yeni mezun ya da yeni mezun değil ama farklı farklı işlerde çalışmış, hayatımın bir döneminde de satış deneyeyim, diyen arkadaşlar. Burada hangi okuldan mezun oldukları (bölüm olarak) çok önemli değil. Çünkü biz, firma olarak satışı öğretmek istiyoruz. Bizim şöyle bir amacımız yok: Satışı bilerek gelsin. Eğer gönlünde gerçekten satış yapmak varsa, satışı öğrenmek istiyorsa, bizim için değerli biridir. Burada neye bakıyoruz? Başarı odaklı mı değil mi, sonuç odaklı mı? Takım içinde çalışacağı için de; takım çalışmasına uygun olup olmadığına bakıyoruz. Şirketin sürekli değişen ve gelişen bir yapısı var. Normal piyasa şartlarına, global dünyaya göre, bulunduğu sektörde sürekli kendini geliştiriyor, gerisinde kalmıyor. Çalışacak arkadaşın da değişime ve gelişime açık olması gerekir. Bununla birlikte, diğer tarafta ise zaten hayatını satışla kazanan, satıcılık işini profesyonel olarak, meslek olarak yapan arkadaşlarımız var. Bu arkadaşlar geldiği zaman da onlara sadece ürünü öğretiyoruz çünkü satışı zaten biliyorlar. Mevcut işlerinde belki kariyer beklentileri karşılanmıyor ya da kazançlarından memnun değiller. Burası onlar için ikinci bir yer, ikinci bir şans haline geliyor. O arkadaşlarla da çalışabiliyoruz. Benim girmiş olduğum mülakatlarda, hep dikkat ettiğim şey: Aday burayı gerçekten istiyor mu, satıcılık onun için bir meslek mi? Ama gönlünün bir tarafında satış varsa, Pronet olarak o kişiye bu işi öğretme konusunda her türlü feda karlığa katlanıyoruz.