Cevaplar 11

Filtrele:Sırala:

Bir iletişimci olarak nasıl zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Bir anınızı anlatabilir misiniz? (1 Cevap)

İletişim sektöründe çalıştığım süre boyunca pek çok komik ve tuhaf şeyler başıma geldi ama hayatımda çok yer kaplayan, bu olayı yaşadığım kişiyle karşılaştığımda hala hatırlayıp birlikte güldüğümüz bir olay var.

Daha önce çalıştığım ajansta bir mecburiyetimiz vardı. Bir arada olduğumuz, kendileriyle tanışmasak bile bütün marka yöneticilerinin ve çalışanlarının yüzlerini ezberlemek zorundaydık çünkü bizde iletişim kazaları çok olduğu için onları gördüğümüzde tanımamız gerekiyordu. Mesela bir holdingin patronu davet verdiğinde patronu arayıp akşam davete gelip gelmediğini sorabiliyorlardıve bu tip şeyler çok yaşandığı için ajans ve müşteri ilişkileri açısından çok büyük bir kriz sebebi oluyordu. Dolayısıyla bu noktada temkinli olmak adına bizim böyle bir ödevimiz vardı.

Ben de çok yoğun bir dönemden sonra İstanbul dışında 500 kişilik bir toplantıya katıldım. O toplantının sponsoru olan yöneticilerden bir kafileyi ve gazeteci kafilesini karşılamak üzere o şehirdeki havalimanına gittim. Biz normalde birkaç gün önceden giderek salonu düzenleriz, ses sistemlerini kurgularız, davet listelerini gözden geçiririz ve onlar şehre indikten sonra şov başlar. Biz de o şov ekibini karşılamak için havalimanına gittik, benim elimde de yaka kartları vardı çünkü en junior elemandım. Elimdeki yaka kartlarını gelen gazetecilere ve yöneticilere dağıtmakla yükümlüydüm ve girişte de bir konuşma yapacaktım.Bizim işimizde her iş olduğu için ben o esnada bir rehberdim.

Elimde kartlarla beklerken bir adam koşarak otobüsün içine girdi ve en ön sıraya oturdu. En ön sıra müşterimiz olan firmanın VIP yöneticilerinin oturması için ayrılmıştı ve ben herhangi bir yöneticinin bu kadar tez canlı, hızlıca oturupetrafına bakan biri olmasını beklemiyordum çünkü genelde yöneticiler heyetlerle gezer ve yanında birkaç yardımcı olur. Bu kişi ise elini kolunu sallaya sallaya en ön sıraya oturdu ve ben onun kim olduğunu çözemedim. Ya yönetici ya da gazeteciydi ve her ikisinde de ters bir şey söylemem durumunda gerçekten kötü olurdu.

Herkes yavaş yavaş yerine oturmaya başlarken adam hiç yerinden kalkmadı, etrafındakilere selam verdi ve ben de otobüs hareket ederken kimseye soramadım ve kimsenin yerinden şikayetçi olmadığını gördüm. Onun hemen arkasında benim o zamanki patronum oturuyordu, bir yanlış yaparsam ondan da gelecek tepkiyi bekliyordum çünkü gözü sürekli benim üstümdeydi ve gönül rahatlığıyla pek ılımlı bir insan olmadığını söyleyebilirim. Ben de elimdeki yaka kartlarını dağıtmak üzere o otobüse ilk oturan kişinin karşısına geçerek,“Merhaba, ben Deniz! Şurada çalışıyorum, isminizi alabilirsem yaka kartınızı vereceğim.” dedim, o da “Sen beni tanımadın mı?” dedi. Ben de korktuğumun başıma geldiğini anladım çünkü aslında bu organizasyonun başındaki C levelyönetici oymuş ve hiç kimseyi tanımayıp onu tanısaydım hayatım o noktada bambaşka olabilirdi. Arkadaki patronumun da konuşmaya şahit olduğu için renk değiştirdiğini gördüm ve gerçekten o an işimin bittiğini düşündüm.

Biz birkaç gün önce oraya gittik ve onların kalacakları otelleri ayarladık. Bir butik otel vardı ve her odanın farklı özellikleri vardı. Bana daha önce bu yöneticinin özel bir zevkinden bahsettiler, ben de o zevke uygun bir oda seçtim. O odanın içinde o zevkiyle ilgili çok şey olmakla birlikte misafirlerini ağırlayacağı bir köşe de vardı. Ben de bunu hatırlayarak o an ajans başkanının elimdekileri alıp beni aşağı indireceğini düşündüm ve gemileri yakarak onun odasındaki şeylerden bahsettim ve adam bana inanamadı. Ben de biz buraya bunun için erken geldiğimizi, bunları araştırdığımızı, onun bu zevkinden haberdar olduğumu söyledim. O da onunla dalga geçtiğimi ve onu tanımadığım için beni lakayıt zannetti ve devamında da terbiyesizliğe vurduğumu zannedip bana inanmadı. Ben de otele çok yaklaştığımızı, odasına gittiğinde göreceğini söyledim. Herkes otele girdiğinde ben korkudan otobüsten inemedim. Herkes bana neyim olduğunu sordu ve ben hepsine tek tek teşekkür ederek bunun muhtemelen son seyahatim olduğunu söyledim. 15 dakika sonra yemeğe gitmek için herkes geri geldiğinde yönetici yine en öne oturdu ve “Senin elini sıkacağım, helal olsun. Dalga geçiyorsun sanmıştım.” dedi. Daha sonra patronuma dönerek “Kız fena dağıtıyor ama sonra güzel topluyor, iyi eleman bulmuşsun.” dedi. Ben de o an gerçek mi rüya mı olduğunu anlamadığım nadir anlardan birini yaşadım ve çok şaşkındım.

O yöneticiyle hala bir yerlerde karşılaşmaya devam ediyoruz, sosyal ağlarda da iletişimimiz var ve birbirimizi her gördüğümüzde bunu anıyoruz. O hala kendini nasıl tanımadığımı soruyor, ben de insanlık hali olduğunu söylüyorum ama iletişim sektöründe bazen bu insanlık hallerine hiç yer olmuyor ve unutulmayan izler bırakabiliyor.

Basınla İlişkiler kavramını anlatır mısınız? Bu meslek nasıl özellikler gerektirir? (1 Cevap)

İletişim Danışmanlığı yapan bir firmadaki Müşteri Temsilcisinin ve Basınla İlişkiler departmanının basınla ilişkiler konusunda bazı rutinleri vardır.

Öncelikle basın mensuplarını tanımalısınız. Kaç yayın ve kanal olduğunu bilmeli, çalışma koşullarına hakim olmalısınız. O insana ulaştığınızda onun ne yaptığını ve onun işine nasıl yardımcı olabileceğinizi bilmeniz gerekiyor. Geçim kaynağınız olan müşterinizin haber değeri yaratması için hangi yatırım ve manevraların yapılacağıyla ilgili de öbür tarafa fikirler verebilirsiniz.

Basınla İlişkiler olarak bizim basınla yüz yüze ve çok yoğun bir temasımız var çünkü müşterimizin her gün basınla bu şekilde samimi olması mümkün değil. Biz orada markayı ve hizmeti anlatan kısım olarak basınla çok içli dışlıyız. Zaten İletişim Fakültesi çıkışlı olan arkadaşlarımın pek çoğu şu anda bir gazetede, dergide editör veya yazar olarak çalışıyor. Olmayanlarla da tanışmakla yükümlüyüz ve basınla iletişim kurma mecburiyetimiz var. Dolayısıyla bu işi yapanlarda dışa dönük olma mecburiyeti, kendini iyi anlatma becerisi gerekiyor.

Yeni tanıştığınız herhangi bir insana ya da hizmet verdiğiniz markaya doğru ve net bilgiyi laf salatası yapmadan anlatabiliyorsanız, iyi bir Basınla İlişkilercisiniz demektir. Basın tarafına neyin haber değeri olabileceğini tartacak kadar hakim olmanız gazetecileri de çok mutlu eder. Özellikle günümüzdeki ultra mesaj karmaşası ve sosyal medyanın hızı, bir basın mensubunun ve ajans çalışanının mail kutusunda sabahları 400 mail olmasına sebep oluyor. Bunların içinden önemli olanı eleyip bulmak, bir samanlıkta iğne arayıp o aranan iğneleri birleştirip basın mensubunun önüne koymak, Basınla İlişkiler tarafında en çok yaptığımız şeydir. Basınla İlişkiler de anlattığım bu kaotik ortamdan ötürü neredeyse en fazla vakit alan ve en titizlikle çalışılan bölümdür.

 

Kriz ve kriz yönetimi nedir? (1 Cevap)

İletişim Danışmanlığı sektörünün çok ciddi ve rahatsız edici gerçeklerinden bir tanesi krizdir. Bir markanın veya hizmetin başına her an bir kriz gelebilir. Biz krizleri hayatın bir parçası olarak ve asla göz ardı edilmemesi gereken noktalar olarak görüyoruz.

Büyük bir deprem olduktan sonra hepimiz evlere deprem çantası koyduk. Biz deprem çantasını markanın ofisine deprem olmadan önce koyuyoruz. O esnada ne yapacağınıza ve başınıza ne gelebileceğine dair senaryolar üretiyoruz, bu da Kreatif Ekibimizin katkılarıyla oluyor. En kötü ne olabileceğini, başınıza en kötü ne gelebileceğini, bir uçak firmasıysanız uçağınızın düşme ihtimalini, uçak düştüğünde ne yapacağınızı düşünmeniz ve yazılı iletişim planlarıyla bunları uygulamanız gerekiyor.

Kriz anında mahallelerde bazı tabelalar vardır, toplanma noktalarını gösterir. Biz de markanın hayatını o toplanma noktası tabelalarına yerleştiriyoruz. Kimin konuşacağını, kimin susacağını, kimin nereye gideceğini, ilk mesajların nereye iletileceğini belirliyoruz.

Artık kriz dediğimiz şey bir havayolu şirketi uçağının düşmesi değil; sosyal medyada bir anda sizin hakkınızda çıkan bir dedikodu veya yaptığınız bir hatanın ışık hızıyla yayılması demektir. Bu da Sosyal Medya Ekibinin uzmanlığına giriyor. Bu yüzden hayatınızda sosyal medya krizi olmaması için ne yapmanız gerektiğini veya olursa da nasıl konuşmanız gerektiğini bilmemiz gerekiyor. Dolayısıyla iletişim kanalları üzerindeki tehditleri, elimizdeki ürünün veya hizmetin açıklarını çok iyi bildikten sonra her zaman olabilirmiş gibi davranıyoruz, olmayınca da seviniyoruz.

Halkla İlişkiler kavramı, İletişim Danışmanlığı’nın bir parçasıdır. Halkla İlişkiler kavramının altında dinamizm sağlayan, gidiş ve gelişi en hızlı olan bir Basınla İlişkiler kanalı var. Bence basın çok enteresan bir oluşum çünkü bir gazeteyi, televizyonu veya sosyal medyadaki bir haber kaynağını toplumun her seviyesindeki insan aynı anda takip ediyor. Gazete sayfası herkese aynı görünüyor ve orada yakalanması gereken ortak bir dil var. Gazetecilerin işlerini en çok zorlaştıran şeyin bu olduğunu düşünüyorum çünkü onlar her noktasıyla anlayıp konu hakkında hiçbir şey bilmeyen insanlara birebir anlatacak cümle, kelime ve anlatım şekillerini bulmakla, haberin peşinden koşmakla veya haber değerinin ne olduğunu bulmakla yükümlüler. Bir motto vardır; insan köpeği ısırırsa haberdir, köpek insanı ısırırsa haber değildir…

Halkla İlişkiler nedir? Bir halkla ilişkiler uzmanı ne yapar? (1 Cevap)

Ben mezun olurken ve benden birkaç sene sonra okula gelenlerin okuduğu bölümün adı Halkla İlişkiler ve Tanıtım’dı ama o düzen artık tamamen yok oldu. Şimdi Halkla İlişkiler ve Sosyal Medya ve İletişim Camiası adında bir şey ortaya çıktı.

Halkla İlişkiler’in temeli, Amerika’daki lobicilik faaliyetlerinden çıkan bir değerdir. Bunu ancak akademiyi bitirenler bilir ve anlar, bunun haricinde sağda solda pek telaffuz edilmez. Lobicilik ülkemizin kanunları gereği yasak olduğu için devşirilerek ve daha sonra özel sektöre adapte edilerek Halkla İlişkiler adını almıştır. Halkla İlişkiler, bir ürünü ve hizmeti hedef kitlesine tatlı gösterme sanatıdır.

Burada elimizdeki malzemenin iyi ve işe yarar halini yüceltmek, eksiklerini de üreticiye veya tedarikçiye göstermek gibi bir zorunluluğumuz var çünkü iletişim çift kanallı bir şey. Dolayısıyla bir Halkla İlişkiler Uzmanı, elindeki hizmeti ya da malı çok iyi tanımalı ve bunları ilgili kanallardan hedef kitlesine sızdırarak hedef kitlenin o konuyla ilgili fikrini de geri getirmelidir. Biz iki yönde çalışan bir postacı gibiyiz, karşı tarafın cevap mektubunu almadan eve dönmüyoruz. Eve döndüğümüzde de ona çalışıyoruz, her iki tarafın mektupta ne yazacağına biz karar veriyoruz çünkü her birinin bambaşka bir dünyası olmasından ötürü birbirleriyle iletişim kurmayı genelde bilmiyorlar ve aynı dili konuşmuyorlar.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'ndeki deneyimlerinizi anlatır mısınız? (1 Cevap)

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin ne kadar köklü bir okul olduğunu hepimiz biliyoruz ama o dönemde beklentileri karşılayan bir eğitim düzeyi yoktu. Bir süre önce okul, Basın Yayın Meslek Yüksekokulu’ndan bir fakülteye dönmüştü. Fakülte gerekliliklerinin tamamı görünür olmakla birlikte laboratuvar imkanımız, işimizle ilgili öğrenmemiz gereken çekim ve montaj stüdyoları gibi imkanlar çok sağlıklı değildi.

İletişim Fakültesi'ne girdiğim gün itibariyle İletişim Grubu’na girdim, o da rektörlüğe bağlı yarı kadrolu çalışan bir gruptu. Biz de 4 yıl boyunca “Yılın İletişimcisi” ve “Ayın İletişimcisi” olarak iki farklı organizasyon yaptık. Ayın İletişimcisi bir süre kesildi, Yılın İletişimcisi devam etti. Ben okulda bu işlerin mutfağını bu şekilde görme fırsatı elde ettim ama o grupta çalışan sınıfta 3 kişi vardı, geri kalanları da istemeden gelmişti. Biz de kendi kendimize bu işi öğrenmek için bir laboratuvar oluşturduk ve okulun sosyal anlamda faydaları da oldu.

Ben okula girdiğimde akademisyen olmak istiyordum. Binayı gördükten sonra oraya dekan olabileceğimi düşündüm. 1 senenin sonunda rektörlükle birebir ilişkileri gördükten sonra olamayacağıma ve özel sektörde devam etmem gerektiğine karar verdim. 3 sene boyunca İletişim Fakültesi’nin telefonları borçtan ötürü kesikti. Kapıda İletişim Fakültesi yazıyor, telefonlarınız çalışmıyor, siz Yılın İletişimcisi diye bir ödül töreni yaparak Uğur Dündar gibi Türkiye’nin önde gelen büyük iletişimcilerini bir sahnede ağırlayıp ödüller veriyorsunuz ve gazetelerde yarım sayfa haber alıyorsunuz. Tuhaf ve kaotik bir şey ama sanırım ben o kaosa aşık oldum.

Üniversitedeyken bir arkadaşıma destek olmak için turizm acentesinde yarı zamanlı olarak çalışmaya başladım. Para kazanıyordum ve orada çalışmayadevam ettim. Okulun 2 senesinde hem okul grubunda hem turizm acentesinde çalışıyordum hem de okulun dersleri vardı. O esnada başka bir sektörü de tanımış oldum. Turizmde insan ilişkileri adına çok şey öğrendim çünkü ne yazık ki fakültelerde insan ilişkilerine dair yüzleşeceğiniz hiçbir kanıt yok ve bunu iş dünyasına girdiğiniz zaman anlıyorsunuz. Başınıza ne gelip gelmeyeceğini, neyi yapabileceğinizi ve neyin size göre olduğunu okulda anlamanız mümkün değil. İletişim Fakültesi’nin iletişim duayenleriyle yaptığımız organizasyonlarda birebir temastan dolayı çok büyük bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Bir de telefon olmadan iletişim kurmayı öğrenmek de güzel bir deneyimdi.