Marjinal Porter Novelli Onaylı Hesap

2 kişi, 22 cevap verdi.

Cevaplar 22

Yükleniyor...
23,790 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Ben mezun olurken ve benden birkaç sene sonra okula gelenlerin okuduğu bölümün adı Halkla İlişkiler ve Tanıtım’dı ama o düzen artık tamamen yok oldu. Şimdi Halkla İlişkiler ve Sosyal Medya ve İletişim Camiası adında bir şey ortaya çıktı.

Halkla İlişkiler’in temeli, Amerika’daki lobicilik faaliyetlerinden çıkan bir değerdir. Bunu ancak akademiyi bitirenler bilir ve anlar, bunun haricinde sağda solda pek telaffuz edilmez. Lobicilik ülkemizin kanunları gereği yasak olduğu için devşirilerek ve daha sonra özel sektöre adapte edilerek Halkla İlişkiler adını almıştır. Halkla İlişkiler, bir ürünü ve hizmeti hedef kitlesine tatlı gösterme sanatıdır.

Burada elimizdeki malzemenin iyi ve işe yarar halini yüceltmek, eksiklerini de üreticiye veya tedarikçiye göstermek gibi bir zorunluluğumuz var çünkü iletişim çift kanallı bir şey. Dolayısıyla bir Halkla İlişkiler Uzmanı, elindeki hizmeti ya da malı çok iyi tanımalı ve bunları ilgili kanallardan hedef kitlesine sızdırarak hedef kitlenin o konuyla ilgili fikrini de geri getirmelidir. Biz iki yönde çalışan bir postacı gibiyiz, karşı tarafın cevap mektubunu almadan eve dönmüyoruz. Eve döndüğümüzde de ona çalışıyoruz, her iki tarafın mektupta ne yazacağına biz karar veriyoruz çünkü her birinin bambaşka bir dünyası olmasından ötürü birbirleriyle iletişim kurmayı genelde bilmiyorlar ve aynı dili konuşmuyorlar.

15,032 görüntülenme
·
Transkripti Göster

İletişim Fakültesi'nde okumayı ortaokul ikinci sınıftayken seçtim. O zamanlar Hey Girl diye bir dergi vardı, genç kızlar için hayat önerilerinin yanı sıra hangi mesleklerin ne iş yaptığını da anlatırdı. Bence çok faydalı olan ve benim hayatımı etkileyen böyle bir bölümleri vardı. Bir gün o dergide yaşça büyük bir hanım Halkla İlişkiler’in ne olduğundan ve ne iş yaptığından bahsediyordu. Ben de elimde dergiyle anneme gidip bu mesleği yapacağımı söyledim. O zamanlar Türkiye’de İletişim Danışmanlığı’nın ve Halkla İlişkiler’in esamesiokunmuyordu fakat o dergide anlatılanlardan ben çok etkilenmiştim.

9,040 görüntülenme
·
Transkripti Göster

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin ne kadar köklü bir okul olduğunu hepimiz biliyoruz ama o dönemde beklentileri karşılayan bir eğitim düzeyi yoktu. Bir süre önce okul, Basın Yayın Meslek Yüksekokulu’ndan bir fakülteye dönmüştü. Fakülte gerekliliklerinin tamamı görünür olmakla birlikte laboratuvar imkanımız, işimizle ilgili öğrenmemiz gereken çekim ve montaj stüdyoları gibi imkanlar çok sağlıklı değildi.

İletişim Fakültesi'ne girdiğim gün itibariyle İletişim Grubu’na girdim, o da rektörlüğe bağlı yarı kadrolu çalışan bir gruptu. Biz de 4 yıl boyunca “Yılın İletişimcisi” ve “Ayın İletişimcisi” olarak iki farklı organizasyon yaptık. Ayın İletişimcisi bir süre kesildi, Yılın İletişimcisi devam etti. Ben okulda bu işlerin mutfağını bu şekilde görme fırsatı elde ettim ama o grupta çalışan sınıfta 3 kişi vardı, geri kalanları da istemeden gelmişti. Biz de kendi kendimize bu işi öğrenmek için bir laboratuvar oluşturduk ve okulun sosyal anlamda faydaları da oldu.

Ben okula girdiğimde akademisyen olmak istiyordum. Binayı gördükten sonra oraya dekan olabileceğimi düşündüm. 1 senenin sonunda rektörlükle birebir ilişkileri gördükten sonra olamayacağıma ve özel sektörde devam etmem gerektiğine karar verdim. 3 sene boyunca İletişim Fakültesi’nin telefonları borçtan ötürü kesikti. Kapıda İletişim Fakültesi yazıyor, telefonlarınız çalışmıyor, siz Yılın İletişimcisi diye bir ödül töreni yaparak Uğur Dündar gibi Türkiye’nin önde gelen büyük iletişimcilerini bir sahnede ağırlayıp ödüller veriyorsunuz ve gazetelerde yarım sayfa haber alıyorsunuz. Tuhaf ve kaotik bir şey ama sanırım ben o kaosa aşık oldum.

Üniversitedeyken bir arkadaşıma destek olmak için turizm acentesinde yarı zamanlı olarak çalışmaya başladım. Para kazanıyordum ve orada çalışmayadevam ettim. Okulun 2 senesinde hem okul grubunda hem turizm acentesinde çalışıyordum hem de okulun dersleri vardı. O esnada başka bir sektörü de tanımış oldum. Turizmde insan ilişkileri adına çok şey öğrendim çünkü ne yazık ki fakültelerde insan ilişkilerine dair yüzleşeceğiniz hiçbir kanıt yok ve bunu iş dünyasına girdiğiniz zaman anlıyorsunuz. Başınıza ne gelip gelmeyeceğini, neyi yapabileceğinizi ve neyin size göre olduğunu okulda anlamanız mümkün değil. İletişim Fakültesi’nin iletişim duayenleriyle yaptığımız organizasyonlarda birebir temastan dolayı çok büyük bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Bir de telefon olmadan iletişim kurmayı öğrenmek de güzel bir deneyimdi.

5,380 görüntülenme
·
Transkripti Göster

İletişim Danışmanlığı sektörünün çok ciddi ve rahatsız edici gerçeklerinden bir tanesi krizdir. Bir markanın veya hizmetin başına her an bir kriz gelebilir. Biz krizleri hayatın bir parçası olarak ve asla göz ardı edilmemesi gereken noktalar olarak görüyoruz.

Büyük bir deprem olduktan sonra hepimiz evlere deprem çantası koyduk. Biz deprem çantasını markanın ofisine deprem olmadan önce koyuyoruz. O esnada ne yapacağınıza ve başınıza ne gelebileceğine dair senaryolar üretiyoruz, bu da Kreatif Ekibimizin katkılarıyla oluyor. En kötü ne olabileceğini, başınıza en kötü ne gelebileceğini, bir uçak firmasıysanız uçağınızın düşme ihtimalini, uçak düştüğünde ne yapacağınızı düşünmeniz ve yazılı iletişim planlarıyla bunları uygulamanız gerekiyor.

Kriz anında mahallelerde bazı tabelalar vardır, toplanma noktalarını gösterir. Biz de markanın hayatını o toplanma noktası tabelalarına yerleştiriyoruz. Kimin konuşacağını, kimin susacağını, kimin nereye gideceğini, ilk mesajların nereye iletileceğini belirliyoruz.

Artık kriz dediğimiz şey bir havayolu şirketi uçağının düşmesi değil; sosyal medyada bir anda sizin hakkınızda çıkan bir dedikodu veya yaptığınız bir hatanın ışık hızıyla yayılması demektir. Bu da Sosyal Medya Ekibinin uzmanlığına giriyor. Bu yüzden hayatınızda sosyal medya krizi olmaması için ne yapmanız gerektiğini veya olursa da nasıl konuşmanız gerektiğini bilmemiz gerekiyor. Dolayısıyla iletişim kanalları üzerindeki tehditleri, elimizdeki ürünün veya hizmetin açıklarını çok iyi bildikten sonra her zaman olabilirmiş gibi davranıyoruz, olmayınca da seviniyoruz.

Halkla İlişkiler kavramı, İletişim Danışmanlığı’nın bir parçasıdır. Halkla İlişkiler kavramının altında dinamizm sağlayan, gidiş ve gelişi en hızlı olan bir Basınla İlişkiler kanalı var. Bence basın çok enteresan bir oluşum çünkü bir gazeteyi, televizyonu veya sosyal medyadaki bir haber kaynağını toplumun her seviyesindeki insan aynı anda takip ediyor. Gazete sayfası herkese aynı görünüyor ve orada yakalanması gereken ortak bir dil var. Gazetecilerin işlerini en çok zorlaştıran şeyin bu olduğunu düşünüyorum çünkü onlar her noktasıyla anlayıp konu hakkında hiçbir şey bilmeyen insanlara birebir anlatacak cümle, kelime ve anlatım şekillerini bulmakla, haberin peşinden koşmakla veya haber değerinin ne olduğunu bulmakla yükümlüler. Bir motto vardır; insan köpeği ısırırsa haberdir, köpek insanı ısırırsa haber değildir…

2,990 görüntülenme
·
Transkripti Göster

İletişim danışmanlığı firmalarında, halkla ilişkiler ajanslarında ve diğer ajanslarda çalışmak için memur zihniyetinde olmamanız gerekiyor.  Eğer ajansta çalışıyorsanız insanlara yaptığınız işi tek bir cümlede özetleyemezsiniz. Dolayısıyla hayatında düzen isteyen, giriş-çıkış saatlerinin belli olmasını isteyen, kazanacağı paranın, onun getireceklerinin ve bundan 5 sene sonra çıkacağı seviyenin belli olmasını isteyen, planlı ve programlı olan kişiler lütfen ajansta çalışmasın çünkü bizim de sinirimizi bozuyor, kendisi de çok mutsuz oluyor. Bunun çok fazla örneğini görüyoruz. Yanlış anlaşılmasın, bunu yanlış bulmuyorum ama bunlar çok baskın karakter özellikleridir.

Ben İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım mezunuyum. Bir gün 80 kişilik sınıfımızda hocalardan birisi bize kaç kişinin isteyerek bu bölüme girdiğini sordu ve sadece 5 kişi el kaldırdı. Dolayısıyla 75 kişi istemeye istemeye bir ajansın, medya kuruluşunun veya bir reklam departmanının kapısından içeriye girip mutsuz olup çıkıyor. Bunun en büyük sebebi de bu işin saatsiz bir iş olmasıdır. Ajans size bir düzen vaat etmez, size bir kaos vaat eder. Eğer kaos seviyorsanız çok eğlenirsiniz, mutlu olursunuz,çok yaratıcı işler yaparsınız ve her şeyden biraz öğrenme fırsatınız olur ama sevmiyorsanız, kendinize çizdiğiniz limitlerin içinde kalmak istiyorsanız bu kaygan zeminden uzak durmanızı tavsiye ediyorum çünkü bu güvenle ilgili bir şey. Bu yüzden kendileri mutsuz olmasınlar, bizi de onlarla niye anlaşamadığımız ikileminde bırakmasınlar.