Cevaplar 15

Yükleniyor...
2,714 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Endüstri Mühendisliği artık temel prensipler arasına girdi. Bölümde okurken bölüm başkanımız bize, insanın olduğu her yerde çalışabileceğimizi söylemişti, zannediyorum ki haklıymış. Bizim dönemdeki arkadaşlarla kurduğumuz bir Whatsapp grubu var. Ben ilaç endüstrisinde çalışıp başka bir ülkede yöneticilik yapıyorum. Danışmanlık alanında kariyer yapan veya bankada, yurtdışında bir yazılım şirketinde, San Francisco’da bir sosyal medya ağında çalışan kişiler var. Bu kişiler Finans, Pazarlama, İnsan Kaynakları gibi farklı bölümlerde çalışıyor. Yüksek lisans ve doktora yapıp akademisyen olan arkadaşlarım da var. Dolayısıyla tıp veya avukatlık gibi meslekler dışında Endüstri Mühendisliği her iş kolunda var.

1,362 görüntülenme
·
Transkripti Göster

ODTÜ teknik bir üniversite olduğu için bölümü de temel disiplinler üzerine inşa ediyor. Ben en çok sistemsel düşünmeyi, sistem dizaynını, bir iş dizayn ederken insan faktörünü nerede işin içine katacağımızı ve nasıl optimize edeceğimizi öğrendim ama daha çok öğrenmeyi, yeni bir işe girmeyi, onu araştırmayı, düzgün bir taslağa koyup çözmeye çalışmayı öğrendim. Ben kulüplerde ve derneklerde çalışırdım. Oralarda daha fazla sorumluluk alıp bir şeyleri değiştirmeye çalışırdım ve spor yapardım. Dolayısıyla sosyal hayatıma da çok fazla katkısı oldu. İstanbul’daki arkadaşlar da bunların üzerine şirketlerde part-time çalışırlardı. Endüstriyle işbirliği yaparak para kazanırlardı. Benim zamanımda Ankara’daki imkanlar biraz kısıtlı olduğu için onları yapma fırsatım olmadı ama birçok açıdan kendimi geliştirebildim.

284 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Ben arkadaşlarımızın eğitimlerini, eğitim hayatlarında neler yaptıklarını, hangi disiplinlerle daha fazla ilgilendiklerini duymaya çalışıyorum ki onların ilgi ve merak alanlarını öğrenebileyim. Bunun dışında eğitimleri dışında yaptıkları konuları, çalıştıkları dernekleri, kurdukları kulüpleri, gün içinde okul bittikten sonra neler yaptıkları, şirket kurdularsa onu batırıp batırmadıkları veya büyütüp satıp satmadıkları, Work and Travel’la nereye gittikleri veya gezdikleri ülkeleri anlatmalarını bekliyorum. Kalıba sığamayan, rahata alışmayan, yerinde duramayan, bir şeyleri değiştiren, onlara verilen sorumlulukların üzerine kendi imzalarını atacak şekilde fark yaratmaya çalışan insanlara bakıyorum. İmkanlar artık her geçen gün arttığı için bilgiye ulaşmak da çok daha kolay. Dolayısıyla ilgili arkadaşlar araştırıp öğrenip o işle gerçekten ilgilendiklerine karar verip ona göre ilerlesinler. Ders dışı aktivitelerde de imkanlar çok geliştiği için ellerinden geldiğince bunlardan faydalanmalarını tavsiye ederim.

150 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Bölümde 2. sınıftayken bölüm dersleri çok yoğundu. Ben de ne gibi iş kollarının olduğunu ve mezunların neler yaptığını araştırmaya başladım. Ardından içinde biraz yaratıcılık ve insan faktörü olan, insanlarla çalışabileceğim bir iş istediğimi anladım. Aynı dönemde de bölümüzdeki teknik derslerden uzaklaşmaya ve daha az keyif almaya başladım. Bazı temel endüstrideki şirketler için Pazarlama, bir iş fikrinin doğması, bir pazarın değerlendirilmesi, ona göre bir çözüm getirilip iş yaratılması gibi faktörlerle işi baştan sona tanımlayacak şekilde konumlanıyor. Ben de bütün bu döngüyü yaşayacağım bir fonksiyonda çalışırsam, işin çok büyük bir kısmına hakim olabileceğimi, bunun da neyi isteyip istemediğime dair birçok fırsat vereceğini düşünerek Pazarlama’yla ilgilenmeye başladım. Ayrıca o dönemdeki staj ve part-time çalışma gibi imkanlarını da genelde Pazarlama’dan yana kullandım. Pazarlama’yı sevdiğim için de kariyerime bu şekilde devam ettim.

207 görüntülenme
·
Transkripti Göster

İlaç sektöründe çalışmak zor. Özellikle Pazarlama’da çalışan bizlerin bulduğu yaratıcı fikirleri ve neler yapacağımızı iyi tasarlayıp iyi regüle etmemiz gerekiyor. Burası belli kurallarla sınırlanmış durumda olduğu için de bu sınırlar içerisinde olması gerekenden daha da yaratıcı olmamız gerekiyor. En çok bu kısım zorluyor ama bir yandan da iş tatmini sağlıyor. İlk Ürün Müdürü olduğumda merkezi sinir sisteminde bir ilaçtan sorumluydum. Türkiye’de her yıl yanlış tanı ya da yanlış tedavi dolayısıyla birçok hasta ya ilacını alamıyor ya yanlış ilacı boş yere kullanıyor ya da devletimiz yanlış kullanılan ilaçlara para ödüyordu. O zamanlar benim pazarlama açısından yaptığım her iletişim, iş açısından yaptığımız her büyüme ve ulaştığımız her yeni hasta; birilerinin artık doğru tanıyı ve tedaviyi aldığını, daha fazla kişinin o hastalığın çaresini öğrendiğini gösteriyordu. Ben o zamanlar işimi böyle görüp böyle anlatıyordum, hala da böyle görüyorum.