İŞ TECRÜBELERİ

Unilever

Home and Personal Care Vice President

1998 - Devam

EĞİTİM TECRÜBELERİ

Boğaziçi Üniversitesi

Makine Mühendisliği Bölümü

1992 - 1996

Unilever'deki kariyer olanakları nelerdir? (1 Cevap)

Unilever’deki kariyer olanakları aslında oldukça çeşitli. Mesela benim kendi başıma gelenlerden yola çıkarsam tedarik zincirinde başladım, pazarlamaya geçtim, daha önce hiç çalışmadığım ve bilmediğim bir işte yurtdışına gittim profesyonel gıda pazarlaması için, bildiğim bir işe tek dönüşüm Algida’yla oldu, akabinde Singapur’a global boardla çalışmak için gittim, daha sonra da hiç çalışmadığım bir işi tekrardan ele almak üzere de ev ve kişisel bakıma döndüm. Klasik İnsan Kaynakları bakış açısıyla ele aldığınız zaman bir kariyerin içerisinde tutarlılık olmalı, devamlılık olmalı, bir tecrübenin diğerini beslemesi lazım gibi şeylerin hiçbiri bende tutmuyor. O açıdan baktığınızda da kariyer planlaması belki çok da muhafazakar bir biçimde ele alınmaması gereken bir şey. Bu iş zenginliğini en iyi sunan şirketlerden birisi Unilever. Unilever’de kariyerinize başladığınızda Finansta başlayabilirsiniz, bugün bizim Pazarlama departmanında Finanstan gelmiş arkadaşlar var. Şirket de aslında bu zenginliklerden ve farklılıklardan değer yaratmaya çalışıyor. Sadece stereotype şu insanlar şu birimde çalışsın gibi siyah beyaz bir yaklaşımdan uzak durmaya çalışıyoruz ki farklı tecrübelerin ortaya koyabilecekleri zenginlikten de yararlanabilelim. O açıdan baktığınızda hem Türkiye içerisinde hem Türkiye dışarısında Unilever hem bir okul hem de bence çok profesyonel bir kariyer zenginliği sunuyor.

Kariyerlerine yeni başlayacak olan kişilere tavsiyeleriniz nelerdir? (2 Cevap)

Jenerasyonlar değişiyor olmakla beraber değişmeyen bazı temel prensipler de var. Bunlardan bir tanesi ‘hayatta yaptığınız şeyde bir anlam bulma’ meselesi çünkü bu kariyer seçimi içerisinde önemli, benim gibi belli bir seneyi geçip bu yaşa geldikten sonra ‘ben ne yapıyorum bu dünyada?’ gibi sadece işi değil aynı zamanda bütün hayatınızı sorguladığınız evrelere geldiğinizde yaptığınız şeyde anlam bulmak çok önemli diye düşünüyorum. Bu yüzden bir miktar akıllarıyla hareket edip ama aynı zamanda kalplerinin seslerini dinlemeleri de çok önemli. Onları heyecanlandıran şeylerin peşinden gitmeleri lazım çünkü bunu yapmadığınız zaman kısa vadede dikkati dağıtacak çok şey olabilir. Kısa vadeli kazanımlarla uzun vadeli mutlulukları birbirine çok fazla trade off etmemek lazım. En önemlisi bana bir miktar kalbinin sesini dinlemek ve yaptığınız şeyi tutkuyla yapmak gibi geliyor. İşini tutkuyla yapan insanlar başarısız, hayatını tutkuyla yaşayan insanlar da mutsuz olmaz. Özellikle bizden çok daha aktivist, daha dışavurumcu, seçeneklerinin ve seçimlerinin çok daha farkında ve bunları bilinçli olarak seçmeye çalışan bir jenerasyon geldiğini görerek ve onları anlamaya çalışarak söyleyebileceğim şey tutkularının peşinen gitmeleri.

Bir şirket için tutarlı, karlı, rekabetçi ve sorumlu büyümek ne demektir? (1 Cevap)

Dört tane büyüme denklemimiz var, “4 dimesions of growth”. Bunun içinde tutarlı büyüme var, yani her sene büyümek. Bizim gibi halka açık ve uluslararası şirketlerin ilk olarak başarmak istedikleri şey her sene şartlar ne olursa olsun tutarlı bir büyüme performansı ortaya koymak. Bu sene şartlar kötüydü büyüyemedik gelecek sene inşallah büyürüz gibi bir bakış açısı yok. İkinci büyüme kısmı karlı büyüme, bunu yaparken de ortaya bir karlılık koymak lazım ki o karlılıkla beraber markaları daha iyi destekleyebilecek bir finansman kaynağı ortaya çıksın. Üçüncüsü rekabetçi büyüme, yani pazarın ve rakiplerin ötesinde büyümek. Pazar payı kazanmak ki tüketici tercihinin bizim markalarımızdan yana olduğunu sağlayacak işler üzerinde çalışmak tabiki ön plana çıkıyor. Biz de bunu her sene işimizin çoğunluğunda, mümkünse %60’ından fazlasında pazar payı kazanarak yapmaya çalışıyoruz. Son olarak günümüzle ilgili belki en önemlilerinden bir tanesi, sorumlu büyüme. Unilever’in son zamanlarda ortaya koyduğu sürdürülebilir yaşam planı çerçevesi, yani gelecekten daha fazla borç almadan doğal kaynakları ve aynı zamanda dünyamızın bize sunabildiği birtakım fırsatları sorumlu bir şekilde değerlendiren bir büyüme modeli. Bunun 3 tane büyük alt hedefi var: tarımsal girdilerin tamamının sürdürülebilir kaynaklardan elde edilebilir çerçevede gerçekleştirilebiliyor olması, insanların hayat kalitesine katkıda bulunuyor olması ve bizim ürünlerimizin de çevre faktörünü günden güne azaltacak işlerde çalışıyor olmak. Mesela bir örnek vermek gerekirse Türkiye için su çok büyük bir problem. Geçen yıl biz Omo’yu ve bakanlığı da yanımıza alarak bir çalışma yaptık ve Türkiye’nin su haritasını çıkardık. Bununla beraber su havzalarının gelecek projelendirilmesinin nasıl olması gerektiğine yönelik bakanlığa bir veri sunduk ve bu duruma bir katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Öte yandan toz deterjanlardan likit deterjanlara dönmeyi Türkiye’de oluşturmaya çalışıyoruz. Çünkü çok daha su tüketimi açısından tutarlı ve tasarruflu bir tüketim sunuyor. Bunu da yaptığınızda aslında şunu görüyorsunuz ki artık iş modeli olarak sadece belli projelerde değil ama bu ajandaya pozitif katkı vermeyen bir fikri ne kadar cazip olsa bile projelendirmiyoruz. Dolayısıyla çevreye ve içinde yaşadığımız dünyaya aynı zamanda pozitif katkı sağlayan bir iş modeli sağlamaya çalışıyoruz ki sorumlu büyümeden kast ettiğim şey de bu.

Unilever'in çalışanlarına sağladığı yurt dışı olanakları nelerdir? (1 Cevap)

Ben şuanki vaktimin yarıya kadarını yurtdışında geçirdim, bizim ekipten yurtdışına giden çok sayıda insan var. Unilever içerisinde baktığınız zaman Türkiye özellikle Unilever’in en büyük şirketlerinden bir tanesi, yanılmıyorsam global sıralamada dokuzuncu büyük şirketi. Pek çok markada dünyaya best practiceleri sunan yer. Türkiye’nin özel konumundan dolayı da biz ciddi şekilde yurtdışına talent export eden bir şirket konumundayız. Bu da ümit ederim ki yurtdışına açılmak isteyen Türk gençleri için Unilever bir kapı olarak görev alabilecektir.

Unilever'de hikayeniz nasıl başladı? Bugüne kadar hangi görevlerde bulundunuz? (7 Cevap)

Unilever’de hikayem 17 sene önce başladı, 1998’de. Hatta 1 sene önce 1997’de summer intern olarak başladı. Hatta bir adım daha geriye gidersem biraz tesadüfi bir şekilde Unilever’in bugünkü Selection Board üzerinden yapmış olduğu işe alım sistemine geçerken bir workshop yapıyormuş, ben de Koç Üniversitesi’nde MBA yapıyordum. O esnada okula bir haber geldi ve bir workshop için 8 tane öğrenci istediklerini söylediler. Çok sonradan fark ettim ki o workshopa giden 8 kişiden biri olmakla beraber aslında Unilever’in bugünkü işe alım processlerinin ilk yerleştirildiği ve o zamanki yönetim kuruluna eğitim verilen workshopmuş. O workshoptan sonra beni bir kahve içmek için ofise davet ettiler, bu şekilde başlayan ilişki de 17-18 yıldır devam ediyor.