Cevaplar 5

Yükleniyor...
970 görüntülenme
·
Transkripti Göster

1983 yılındaki üniversitelerarası seçme sınavıyla İTÜ’ye girdim. Mühendisliği zaten en baştan beri istiyordum. Herhangi bir mühendisliği istiyordum ama daha çok elektronik ve bilgisayar mühendisliği üzerinde düşünüyordum. Kadıköy Anadolu Lisesi mezunuyum. İngilizce tarafında güçlüydüm. Ankara'dakilerden ya da farklı şehirlerden ziyade İstanbul'daki bir üniversiteyi tercih ediyordum. O zaman İstanbul Teknik Üniversitesi ilk aklıma gelen üniversite olmuştu. İTÜ’nün Kontrol ve Bilgisayar Mühendisliği bölümü yapmak istediğim şeyleri yapabileceğim mühendislik adına bir bölüm olarak aklıma gelmişti. Bu senelerde çok değişti esasında ama o zamanlarda üniversiteye giriş tercihlerinde sınavdan alabileceğiniz puanı öncesinde tahmin ederek, tek bir sıralama yapmamız gerekiyordu. Ben en üst sıraya İstanbul Teknik Üniversitesi Kontrol ve Bilgisayar Mühendisliği’ni koymuştum ve orayı da kazandım.

641 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Esasında o zamanlar Kontrol ve Bilgisayar Mühendisliği çok yeniydi. Kontrolden ziyade bilgisayar tarafı beni cezbediyordu. O zamanlar ufak da araştırma yapmıştım. Türkçe’de her ikisine de aynı şey söyleniyor ama Bilgisayar Mühendisliği’nin bir elektronik olarak, bilgisayarı tasarlanması ve imal edilmesi ile ilgili tarafı var; bir de İngilizce'de “Computer Science” denen yazılımla ilgili kısmı var. Ben daha çok elektronik donanımla ilgili olan kısmına meraklıydım. Makine Mühendisliği, Elektronik Mühendisliği ve Bilgisayar Mühendisliği benim hep aklımda olan mühendisliklerdi. Bir şey tasarlayayım, yaratayım istiyordum. Lisedeki laboratuvar zamanlarından da elektrikle ilgili şeyler beni daha çok cezbediyordu. Dediğim gibi bilgisayar cihazlarının tasarlanması, onların elektronik tarafı benim için yazılımdan önceydi o zamanlar. Sonra işin içine girince her iki tarafta da kendimi geliştirdim ama ilk seçme sebeplerimden biri buydu.

370 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Bir defa İTÜ’yü özgeçmişinizde yazarken, ilk iş başvurusu yaparken bile çok önemliydi bence. O zamanlar için daha popüler, göz bebeği olan Kontrol ve Bilgisayar gibi bir bölümden mezun olmak iş hayatına atılırken beni biraz avantajlı konuma soktu. Bunun yanında bir çevre edinme, çevremi güçlendirme açısından çok faydası oldu. Oradaki hocalarımdan iş hayatında birlikte çalıştığımız, bazen belirli projeleri birlikte yaptığımız kişiler de oldu. Böyle de bir faydası vardı. Mezun olduktan sonra hep uluslararası bilişim şirketlerinde çalıştım. Onların da Türkiye'de çeşitli projeleri, girdikleri ihaleler vesaire oluyordu. Buralarda İTÜ’deki hocalarımızla çalışma fırsatımız oldu. Belki o sayede bazı şeyler başarıyla geçti. Bu bölüm Elektrik Elektronik Fakültesi içinde bir bölüm biliyorsunuz. O bölümle de çok iç içeydik. O bölümden de birçok kişiyle bu sektörde birlikte çalışarak güzel şeyler yapma fırsatı buldum. İTÜ’nün eğitim ve öğretimi zaten yüksek, kalitesini söylemeye gerek yok. Oralarda çok iyi bir eğitim aldık ama daha çok, oradaki arkadaşlıkların ve ilişkilerin iş hayatında bana çok daha yararlı olduğunu düşünüyorum.

1,099 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Bilgisayar Mühendisliği devamlı evriliyor. Eski yıllarda daha çok temel yazılım kavramlarının öğrenildiği, donanım tarafında da ana işlemci ünitelerinin, çiplerin tasarımlarının öğrenildiği bir bölümken hayatımıza bilgi işlemin girmesiyle her noktaya dokunan bir konu olmaya başladı. Şimdi bir firmayı düşünün, özel ya da kamu fark etmeksizin bütün iş süreçleri, stratejileri bilgi işlem teknolojileri etrafında dönüyor. Duyuyorsunuzdur, “Nesnelerin İnterneti” diye bir şey var (IOT: Internet of Things). Şu anda bir kameradan tutun da, trafik ışıklarına, kullandığımız telefonlara kadar hayatımızdaki her şey bir data üretiyor. Bu veri çok hızlı şekilde artarak bir yerlerde birikiyor. Bu birikmiş veriyi kullanarak bunu bize kar getirecek, anlamlı bir hale sokmak, üzerine bir değer katmak da başka bir işkolu haline geliyor. Bunların hepsi sonuçta Bilgisayar Mühendisliği’nin ilgi alanına giren konular. Sanki her noktada bilgisini kullanabilecek bir mühendislik bölümü diye düşünüyorum. Yani Mimarlık’ta, Endüstri Mühendisliği’nde, Tasarım’da, Makine Mühendisliği’nde... Aklımıza gelebilecek her konuda. Hatta her noktaya dokunduğu için Sosyal Bilimler tarafında da, İşletme’de de. Eskiden yalnızca elektronik bir beyin, güçlü bir hesap makinesi gibi çok tekrarlayan süreçleri daha hızlı yapmak için kullanılan bir teknolojiydi. Artık her yere dokunduğu için bölümler üstü bir bölüm gibi düşünebilirsiniz. En azından ben öyle düşünüyorum.

449 görüntülenme
·
Transkripti Göster

İlk önce çok çalışmak olurdu. Bütün bu hayatta gördüğüm; gerçekten çok çalışmadan birtakım şeyleri başarmak, birtakım noktalara gelmek kolay değil. Özellikle böyle uluslararası kuralları, kültürü belli olan şirketlerde bu daha da fazla. O yüzden bu çok çalışma alışkanlığını 20 yaşından kendime katmak isterdim. Ondan sonra da devamlı olarak dünyadaki gelişmeleri öğrenmeye çalışırdım. Bu da çok okumak ve çok araştırmakla ilgili bir şey. Oralarda ne sektörlerin geliştiğini, hangi konularda ileriye gidiş olduğunu öğrenirdim ve vakit geçirmeden cesaretimi toplayarak bu yerlere gidebileceğim, bu yeni konularda bana kapı açabilecek firmalara, kişilere ulaşmaya çalışırdım. Muhakkak ki en tepesindekilere ulaşmak zor olabilir ama bir yerden ulaşırdım. Ya da o firmanın içine giremiyorsam da dediğim gibi onun etrafındaki firmalarda tecrübemi artırıp sonra belki ikinci adımda o firmalara girmeyi düşünebilirdim. Böyle bir bakış açım olurdu diye düşünüyorum.