Cevaplar 9

Yükleniyor...
984 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Unilever’de çalıştığım dönem içinde bir kez yurt dışında bulunma şansım oldu, yaklaşık bir 3 yıllık dönem. Global Ar-Ge merkezinde çalıştım orada. Görevli olduğum coğrafyanın direkt kontakt yöneticisi olarak çalıştım. Çok keyifli bir dönemdi, hem kişisel gelişim açısından hem de kariyer açısından. Çünkü global merkezde olduğunuzda bütün dünyada hangi ülkede ne tür innovasyonlar var ve tüm teknolojiler nerede hayata geçiyor görme şansınız daha fazla oluyor, sadece bir ülkede oturmaya nazaran. Dolayısıyla orada ciddi bir network edindim, şuanda hala 18 yılın sonunda birlikte çalıştığım kategorideki arkadaşlarımın çoğu o dönem birlikte başladığımız ve globalde çalıştığımız kişiler. Hem network açısından, şirketin içindeki global yapıyı anlamak açısından, hem de innovasyonun merkezinde olmak açısından çok keyifliydi. Ekipteki bütün arkadaşlarıma mutlaka kariyerlerinin erken safhalarında yurt dışı tecrübesi edinmelerini öneriyorum, zaten böyle imkanlar var bunları kullanıyor olmak çok önemli.

1,204 görüntülenme
·
Transkripti Göster

18 yıldır Unilever’deyim, hiç sıkılmadım. Beni en çok motive eden şey uluslararası bir ortamda olmak. Unilever insana çok değer veriyor, en önde hep insan geliyor, dolayısıyla bu çok çok önemli. Artı yaptığım işi çok seviyorum ve hiçbir zaman işim monoton değil, benim en büyük motivasyonum bu herhalde. Sürekli yeni bir proje, yeni bir marka; biri bitiyor bir yenisi başlıyor, yeni bir rakip, yeni bir coğrafya. Dolayısıyla her zaman yeni bir şey öğrenmeye devam ediyorum 18 sene geçmesine rağmen. Her gün yeni bir şey öğreniyorum, şuanda yeni bir pazara çıkmak için bir projemiz var mesela. Gidip oradaki tüketicilerle konuşuyoruz, alışkanlıkları neler onları anlamaya çalışıyoruz ki istediklerine uygun bir ürün çıkarabilelim rafa. Dolayısıyla hiçbir zaman sıkılmadım, Dünya’nın neresine gidersem gideyim her ülkede bir kontağım var, hem arkadaşlık anlamında hem iş anlamında. Bu da çok büyük bir keyif. Uluslararası ortamda olmak çok güzel, farklı kültürlerden ekip arkadaşlarım var, bizim coğrafyada yaklaşık 35 ülkeden sorumluyum şuanda. 35 ülkenin tüketicileri her ülkede oturan ekip arkadaşlarım. Herbirini tanımak ayrı bir kişisel gelişim aynı zamanda mesleki gelişim. Dolayısıyla hiç sıkılmadım herhalde sıkılmam bundan sonra da.

1,437 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Öncelikle ürün fikriyle başlıyoruz biz, pazarlamayla birlikte fikir ortaya çıkıyor. Tüketicinin ihtiyacı olan bir alan belirliyoruz, ondan sonra diyoruz ki şöyle bir ürün çıkartalım, böyle bir konsepti olsun. Ondan sonra Ar-Ge ekibi çekiliyor labaratuvara ve bir grup formülasyonu hazırlıyor: içine hangi kimyasallar girecek, nasıl bir ürün olacak, ne renk olacak, deterjan olarak düşünürsek nasıl çözünecek gibi... Bir grup aynı anda ambalajlarını geliştiriyor: rengi, tasarımı, kapağı, şişesi, kolisine kadar. Bir grup nasıl üretilecek fabrika processlerine çalışıyor; bir grup da tüketici teknik araştırma dediğimiz kullanım koşullarını çalışıyor, kaç derecede kullanacak, hangi makineye koyacak gibi. Bütün bunlar birleştikten sonra bir ürün mixi ortaya çıkıyor. Dolayısıyla onun fabrikalarımızdaki ilk üretimine kadar biz başında oluyoruz. Sonra da rutin üretimlerde fabrikaya devredip çıkıp bir sonraki projemize başlıyoruz. Her kategorinin farklı dinamikleri var. Mesela deodorant dediğinizde deodorant çok daha global, zaten dünyada 1-2 tane sayılı üretim tesisimiz var, oradan ithal getirtiyoruz bir çok ülkeye. Ama saç grubu şampuanlar veya çamaşır deterjanları veya domestos, omo çok ülke kullanım koşullarına bağlı olduğu için birebir her yerde aynı değil. Her ülkenin formülü birbirinden farklı. Gerekirse ambalajı birbirinden farklı, çünkü koşullar birbirinden farklı. Mesela tüketici Türkiye’de çok daha sıcakta yıkamayı seviyor, beyazlığa bayılıyor, makinede mutlaka ön yıkama yapıyor ama Hindistan’da elde yıkıyor, nehirde yıkıyor. Aynı ürünü vermeniz mümkün değil. Global Ar-Ge merkezimiz bize bir molekülü keşfediyor, sonra diyor ki Hindistan sen al bunu kendi tüketicine uygun bir bitmiş ürün haline getir, Türkiye sen al bunu Türkiye veya işte Arabistan veya Fas’taki tüketici için bir formül haline getir diyor, biz de onu yapıyoruz coğrafyalarda.

2,936 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Öncelikle öğrencilere önerim staj dönemini çok iyi değerlendirmeleri çünkü bizim gibi birçok uluslarası firmada staj yapma imkanları var öğrenciyken. Üstelik normal bir çalışan gibi projelere dahil olabiliyorlar bizlerle birlikte çalıştıklarında. En azından yapacakları işten keyif almaları çok kritik. Dolayısıyla keyif alacakları alan nedir onu belirlemeleri lazım, bunu da işe başlamadan mümkünse staj döneminde netleştirmiş olurlarsa çok daha rahat bir kariyer yolu çizebilirler kendilerine.

852 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Hem zor hem keyifli yanı rekabet çok fazla. Hızlı tüketim ürünleri sektörü olduğu için çok fazla uluslararası rakiple aynı piyasadayız. Dolayısıyla hep bir adım önde olmanız lazım. Bunun için de sürekli yenilikleri takip etmek lazım, diğer rakipler ne yapıyor onları yakından takip edip teknolojilerini anlayıp daha iyisini yapıyor olmak lazım. O yüzden hem çok geliştirici, çünkü rekabet olmadan aslında siz de gelişemiyorsunuz, ama zor da. Çok tetikte olmanız lazım günlük olarak.