Cevaplar 14

Yükleniyor...
6,166 görüntülenme
·
Transkripti Göster

En son dönemde yaptığımız şeylerden birtanesi esnek çalışma saatlerine geçtik ama bu esnek çalışma saatleri biraz daha bildiğimiz esnek çalışmadan farklı. Sadece zaman sınırı olmaksızın ne zaman istersek, ne zaman ve nerede çalıştığımızdan bağımsız, performansın ölçümlendiği bir sürecimiz var. Ben patronumla anlaştıktan sonra bugün itibariyle ben dışardan çalışacağım bir kafede çalışmak istiyorum daha rahat edeceğim dediğimde kimse bana niye işe gelmedin, niye kart basmadın diye sormuyor. Önemli olan bana verilmiş olan işi doğru, zamanında ve yerinde bir şekilde ortaya çıkarıp çıkarmadığım ve benim performansım. Ona ne kadar zamanı nerede nasıl geçirdiğime kimse çok burada bulunulması gereken işler değilse karışmıyor ve bu çok büyük bir rahatlık. Özellikle belli saatte belli bir yerde olmak isteyen arkadaşlar için ya da çocuğu olanlar için vs. için bu çok büyük bir rahatlık. Sabahtan çocuğunuzu okula bırakıp, işe saat 10da da gelebilirsiniz. Tabi toplantı varsa ona göre ayarlanıyor, herkes o sorumluluğunun bilincinde zaten. O yüzden de çalışanı kontrol ettiğimiz değil, sorumluluğu ona verdiğimzi bir sisteme sahibiz.

8,486 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Aslında hepimiz bir işi alıyoruz ve o sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyoruz. Tabiki tüm departmanların kendine has dinamikleri var ve orada belki kişinin uygunluğu devreye giriyor olabilir ama özellikle şöyle olmalı böyle olmalı gibi benim bir tanımım yok. Unilever’in bir tanımı var, şirkete aldığı herkesi yönetici olarak varsaydığı için, temel yetkinlikler üzerinden gidiyor. Herhangibir birey pazarlamaya da girecek olsa, satışa da, tedarik zincirine de, aynı yetkinlik özelliklerine bakıyor. Büyüme tutkusu diye bir yetkinliğimiz var, onun bir takım özellikleri var. O özellikleri gösteren tüm arkadaşlarımız buraya herhangibir departmana gelip çalışabilirler.

3,427 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Gerçekten işe alımdaki tek amacımız sizleri tanımak çünkü bizim elimizde bir iş var ve bu işi yapabilecek en iyi adayı bulmaya çalışıyoruz. O en iyi adayı da eğer davranışlarla bulmaya çalışıyorsak, bizim tek amacımız aslında o kişiyi en iyi şekilde tanımak. En iyi şekilde tanımanın bir yolu da bu Selection Board dediğimiz süreç. Sabah birlikte buluşuyoruz, bir vaka veriyoruz ve bu vaka üzerinden bireyler kendileri çalışıyorlar, daha sonra hep birlikte bir tartışıyorlar. Bize arada sunum yaptıkları oluyor, tekrar tartıştıkları bir ortam daha oluyor ve gün içinde de o casein farklı farklı bölümlerini biz onlarla paylaşıyoruz. Her seferinde de onun üzerine farklı farklı tartışmalar yapıyorlar. Daha fazla açıklamak istemiyorum çünkü bu bir şehir efsanesine dönüşüyor, şehir efsanesine dönüşmesin. Amaç gerçekten her bir mülakatta bireyi tanımak. Bireyi tanıyabileyim ki en doğru rolü oturtabileyim, ki o da mutlu olsun, o mutlu olunca verim artacak, verim artınca şirket mutlu olacak, her iki tarafın da mutlu olduğu bir süreç olacak.

3,211 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Bizim başvurularımız sürekli olarak açık, internet üzerinden başvuruyu alıyoruz. İnternet üzerinden başvuruyu aldıktan sonra 30 Ocak itibariyle başvurularımızı belli bir süre kapatıyoruz. 30 Ocak itibariyle elimizde olan tüm başvuruları değerlendirip, bireylere öncelikle o form üzerinden bir dönüş yapıyoruz çünkü formun içinde bizim iki üç tane sorumuz var, o sorular bizim için aslında ilk mülakat demek. O soruların cevapları doğrultusunda bir ilk eleme gerçekleştiriyoruz. Bu ilk elemenin sonrasında bize kısa listeler geliyor. Bu kısa listeler üzerinden yine önceliklendirerek sorulara verilen cevaplar, yetkinliklerin gücü gibi şeylere bakarak, arkadaşları mülakatlara davet ediyoruz. Mülakatlarımızı gerçekleştiriyoruz, iki yöneticimiz mülakata giriyor. O mülakatların sonucunda çıkan diğer bir kısa listeyle de Selection Board dediğimiz bir sistemimiz var. Bir gün boyunca bu arkadaşlarla birlikte çeşitli caseler çözerek onların davranışlarını gözlemleyerek o günün sonunda bir karara varıyoruz ve o günün sonunda da arkadaşlarımıza: evet sana bir iş teklifinde bulunacağız veya şuanda ne yazık ki yapamıyoruz ama gelecekte elbet bir gün bir yerde yollar kesişecektir diyip süreci sonlandırıyoruz. Aslında 3 etaptan oluşan, basit bir süreç ama form vs. gibi etapları tabiki de var.

2,382 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Özellikle üniversite bir, üniversite ikide olanlara söylemek istediğim şey mümkün olduğunca bol staj yapsınlar. Ya da part-time çalışmaya çalışsınlar, çünkü her işte neyi sevip neyi sevmediklerini görebilirler. Bence kritik olan şey bunu anlayabilmek: hangi işi severek yapıyorum, hangi işi sevmeyerek yapıyorum. Bunda şundan bahsetmiyorum: ‘Excel sevmiyorum.’, öyle bir şansımız yok, excel hepimizin hayatında var olan bir şey. Ama onun dışında birebir sıcak satış mı seviyorum yoksa ben insanları etkileyerek bir şeyleri satmaktan mı hoşlanıyorum, yoksa birilerini etkileyip onların kariyerlerine dokunmayı mı seviyorum? Bunların her biri başka bir departmanın güdüsü. Özünde aynı şeyi söylüyor olabilirler, ama ‘ben business casei yaratıp birine sunup onun yapmasını istiyorum’, belki daha finansa uygunken; ‘ben gidip insanları ikna etmekten hoşlanıyorum ve yarattığım business casele birebir ürünü satmak istiyorum’, daha satışa uygun bir karakter olabilir. Ama bunu ancak birey kendisi deneyimleyip kararını verebilir. Biz o noktada ancak nedenini niçinini sorguluyoruz ama spesifik check ettiğimiz karakter özelliklerimiz yok. Staj görerek ve yaşayarak yapabilecekleri bir şey, deneyimlemek önemli. Nasıl öğrendikleriyle de alakalı ama, eğer deneyimleyerek, yaparak öğrenen bir karakterse o zaman mümkün olduğunca staj, part-time çalışma, dönemsel çalışma ne yapabiliyorlarsa yapmaları gerek. İkincisi mümkün olduğunca oradaki insanlarla konuşmak. Her şirket okula geliyor, hepimiz oradayız zaten. Ya da bir telefonun ucundayız. Ne yapılıyor burada, nasıl bir hayat geçiriyoruz, sizler için değerli olan veya sizleri mutlu eden şeyler ne, bunları öğrenmeye çalışırlarsa faydalı olabilir. Bir de okuyabilirler, her sektörle ilgili milyonlarca makale var, o milyonlarca makaleye bakabilirler. Biyografilere bakabilirler. Biyografiler ben kendi seçimimi yaparken çok işime yaramıştı. O zaman böyle engin bir deniz yoktu, 15 sene önceden bahsediyoruz. Şuanda Google’a ne yazsanız çıkar doğal olarak. Ama biyografiler çok değerli, çünkü kim nereden başlamış, hangi etaplardan giderek genel müdür olmuş, insan kaynaklarının yönetim kurulunu yönetmiş gibi. Bunlara bakarak kendileri orada neresi sıcak geliyor, neresi sıcak gelmiyor kendilerini ölçümleyebilirler. Her şey aslında kendini tanımakla başlıyor.