Cevaplar 65

Yükleniyor...
4,065 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Unilever’de customer development kariyeri çok fırsatlarla dolu bir kariyer anlamına gelir çünkü işin hem sahada olan kısmı var, yani müşterilerimizle birlikte geliştirdiğimiz, hem de arkada bütün o planları, müşterilerimizle birlikte markalarımızı nasıl örtüştüreceğimizin vizyonunu çizdiğimiz mutfak ekipleri var. Dolayısıyla kabaca anlatmak gerekirse sahanın yanısıra arka tarafta pazarlama için çok ciddi bir ekip çalışıyor. Bu ekiplerin bir kısmına customer marketing diyoruz yani pazarlama ile müşteri geliştirme arasındaki bölümler olarak düşünebilirsiniz. Bu da şöyle bir güzellik sağlıyor tabi, pazara ulaşma stratejisinde bir satışçı sadece eski usül müşteriye gittim, çayını içerim tadında bir yetkinliğin çok ötesinde. Hatta ben artık buna bilim dalı demekten geri kalmıyorum. Ciddi bir analizle, ciddi bir teknolojiyi kullanarak, arka planda markaların planlarından gelen, müşteriye kadar inmiş çok detaylı sunumlarla donanımlı bir şekilde hayatını sürdürüyor. Hayat ekonomik anlamda da çok karmaşıklaştı, ulaştığınız pazarlar anlamında ve onların yolları anlamında da çok karmaşıklaştı. Artık eskisi gibi bir tüketici sadece gidip Unilever’in Omo’sunu bir marketin rafından almıyor. Nerelerden alıyor, çok değişik yerlerden alıyor ve biz buna omni-channel diyoruz. İnternetten alabiliyor, arkadaşından duyuyor, o ona tavsiye ediyor. Omni-channel diyince eskiden bir alışverişçinin düz çizgi halindeki yaşam çizelgesi şimdi bir balığınkine benzetiliyor, böyle karmakarışık oradan onu alıyor buradan bunu alıyor, o bilgiyle bunu birleştiriyor. E-commerce bambaşka bir yerlere gidiyor, her ne kadar içinde bulunduğumuz sektörde ülkemizde biraz daha yavaş olsa da. O yüzden de çok heyecanlı açıkçası, çok yenilikçi, hem trendleri takip edeceksiniz hem gerçekten hardcore dediğimiz yani işin ana satış becerilerine çok iyi hakim olacaksınız, müşterinizin ne istediğini çok iyi dinleyeceksiniz. Dinlemek de bu işin çok önemli bir parçası anlayacaksınız ve tabii ki iyi partnerlik ortaya koyacaksınız. Yine eski usül yani sadece satışçının satın almacıyı gördüğü ve sadece öyle bir ilişkiden, şimdi artık bir elmas modeli şeklinde çalıştığımız günlere geldik. Unilever’in finansçısıyla müşterilerimizin finansçısı görüşüyor, gerekiyorsa insan kaynakları ekipleri insan kaynakları ekipleriyle görüşüyor ama satışçı her zaman işin kalbinde ve orkestra şefi. Satışın yani customer developmentın haberi olmadan kuş uçmaz.

2,955 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Türkiye’de son dönemde giderek herkesin farkındalığı arttı, özellikle Özgecan’ın kaybından sonra bilinç bu konuda ciddi anlamda yükseldi ama bir o kadar da gidilecek yol var. Yine daha önceki bölümde bahsettiğim gibi bunu değiştirecek olanlar sizlersiniz. Biz Unilever’de çok şanslı bir azınlığız, Unilever Türkiye çapında yüzde elli elli kadın erkek eşitliğini sağlamış bir şirket. Daha da önemlisi sadece bu çeşitliliği toplamda değil, şirketin üst düzey kademelerinde de sağlayabilmiş bir şirket. Ama toplumun her yerinde istihdamın her alanında böyle değil. Türkiye hala kadının istihdama katılım oranında %30’lara bile gelememiş durumda, çok geride bir ülkeyiz. Gerçekten istihdama kadın katıldıkça ülkelerin rekabetçi olması artıyor ve Japonya gibi bir ülke bile, %60 bu arada istihdam oranı ama, yine de diyor ki daha fazla kadınımı sokmalıyım çünkü rekabetçiliğim ve ekonomimin geleceği buna bağlı. Rakamları bırakıp kalplere seslenmek istiyorum, hepimiz geleceğimizi yaratırken her şeyin denge üzerine kurulu olduğunu biliyoruz. Doğaya şöyle bir baktığımızda dengesizliğin olduğu her yerde işler iyi gitmiyor, kadın-erkek dengesi de böyle. Kadın-erkek dengesinin kurulabilmesi için sizin jenerasyonunuz çok çok önemli. Buna sizin inanıp kadınların kendine inanıp; erkeklerin kadın arkadaşlarına inanıp, kızına inanıp, kardeşine inanıp, annesine inanıp, etrafındaki kadınlara inanıp onu desteklemesi ve karar merciine geldiğimizde de bu farkındalıkla karar verip, iş adamı olup iş kadını olup aslında özünde iş insanı olabilmek lazım. Hepinizden bir de bunu rica ediyorum, ama eminim. Zaten ben hepinizi seviyorum, saygıyla da selamlıyorum, başarılar diliyorum.

1
1,984 görüntülenme
·
Transkripti Göster

15 yıldır buradayım, belki küçücük bir deneyim anlatmak yerinde olabilir: ben ilk bu şirkete geldiğimde yani Unilever’e girdiğimde oryantasyonum süresince bir müdürle konuşuyoruz, o bana işini anlatıyor, 14 senedir buradayım dedi. Ben de acaba 14 senedir bir şirkette çalışmak ne demek diye düşündüm. Çünkü üniversite hayatında da çalışmıştım, üniversiteden mezun olduktan sonra da çok kısa süreli iki tane iş deneyimim olmuştu. Ben iki senede iki tane iş değiştirmişim, üçüncüsündeyim, 14 senedir aynı işte olmak o günkü aklımla bana biraz allah allah olabilir mi diye hissettirmişti. 15. seneyi burada dolduruyorum, benim her senem diğerinden farklıydı. Sürekli olarak yeni projelerle yeni deneyimlerle yeni işlerle ben burada aslında 15 senede belki başka başka şirketlerde deneyebileceğim birçok deneyimi zaten edinebildim. Unilever’in bir güzelliği de, eğer bir fikriniz varsa, ben böyle bir şey görüyorum ve bunun gerçekten çok değer katacak bir şey olduğuna inanıyorum diyorsanız, o zaman hadi onu çalış bakalımı çok rahatlıkla duyarsınız. O yüzden de eğer onun fizibilitesi varsa, doğru dürüst çalışabilecek bir şeyse ve gerçekten faydalıysa da onu rahatlıkla yapabilirsin. Bunun gibi illa bana verilen işi değil, ben de kendim iş yaratabildiğim için 15 senedir buradayım. Dediğim gibi her gün başka bir dünya, hergün yeni bir dünyaya uyanıyoruz. Burası gerçekten aile gibi. Biz birbirimizle değil, birlikte işi daha iyi yapmak adına çalışıyoruz, beni en çok motive eden şeylerden bir tanesi de o.

1,976 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Şirketimize yeni başlayan tüm bireyler bizim için Unilever Future Leader, onlar bizim gelecekteki liderlerimiz ve hepsi bir gün gelecek bizim koltuklarımızı bir şekilde idame ettirecekler. O yüzden de işe aldığımız ilk günden itibaren, onlara 3 senelik yapılandırılmış bir program sunuyoruz, bu yeni mezunlarımız için olan programımız. Yeni mezun bir arkadaşım Unilever’de işe başladığında, 3 senelik bir programa tabi oluyor. Bu 3 senenin içinde neler var, çeşitli rotasyonlar var bir defa. Pazarlamaya dahil olduysa pazarlamanın farklı alanlarında farklı disiplinlerinde işler yapıyor, projeler yapıyor ve bu projelerde performansı değerlendiriliyor. Satış ekibiyle çalışıyor, yeri geliyor finansa gidiyor. Farklı farklı departmanlarda farklı tecrübeler ediniyor. Bunu yaparken aynı zamanda biz onları bir eğitim sürecinden geçiriyoruz. Proje yönetimi, etkili insanın 7 alışkanlığı gibi birtakım temel eğitimleri 3 sene içinde alıyorlar. 3 senenin sonunda, eğer performansları ve potansiyelleri de bu 3 sene zarfında değerlendirildiğinde çok yüksekse, o zaman doğrudan yönetici pozisyonuna kendilerini atıyoruz. Bu yine 3 sene zarfında yine performans ve potansiyellerine bağlı olarak da yurtdışında short-term assignment dediğimiz proje bazlı görevlere atanabiliyorlar.

1
3,147 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Gerçekten işe alımdaki tek amacımız sizleri tanımak çünkü bizim elimizde bir iş var ve bu işi yapabilecek en iyi adayı bulmaya çalışıyoruz. O en iyi adayı da eğer davranışlarla bulmaya çalışıyorsak, bizim tek amacımız aslında o kişiyi en iyi şekilde tanımak. En iyi şekilde tanımanın bir yolu da bu Selection Board dediğimiz süreç. Sabah birlikte buluşuyoruz, bir vaka veriyoruz ve bu vaka üzerinden bireyler kendileri çalışıyorlar, daha sonra hep birlikte bir tartışıyorlar. Bize arada sunum yaptıkları oluyor, tekrar tartıştıkları bir ortam daha oluyor ve gün içinde de o casein farklı farklı bölümlerini biz onlarla paylaşıyoruz. Her seferinde de onun üzerine farklı farklı tartışmalar yapıyorlar. Daha fazla açıklamak istemiyorum çünkü bu bir şehir efsanesine dönüşüyor, şehir efsanesine dönüşmesin. Amaç gerçekten her bir mülakatta bireyi tanımak. Bireyi tanıyabileyim ki en doğru rolü oturtabileyim, ki o da mutlu olsun, o mutlu olunca verim artacak, verim artınca şirket mutlu olacak, her iki tarafın da mutlu olduğu bir süreç olacak.