Cevaplar 193

Yükleniyor...
6,397 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Mühendislik eğitiminin bana en büyük katkısının analitik düşünme becerisi olduğunu düşünüyorum. İşim gereği sayılarla oldukça çok uğraşıyorum ve bu sayılardan bir anlam çıkarmam gerekiyor. Bunun yanısıra yine mühendisliğin temeli olarak farklı bakış açılarından bakabilme ve olaylara bu şekilde yaklaşma becerisi olduğunu düşünüyorum. Bu özellikle kriz anlarında bir adım geriye çekilip büyük resme bakmayı ya da başka bir pencereden bakmayı ve çözüme bir adım daha yaklaşmayı olanaklı kılıyor. Bir mühendis eğitimini almadığı bir konu üzerine çalışabilir çünkü orada size verilen aslında temel mühendislik eğitimi ve bu gerçekten yeterli bir düzeyde. Mühendis olmanın belki de en büyük avantajlarından biri de bir şeyleri daha çabuk öğrenebiliyor, daha çabuk kavrayabiliyor olmak. Dolayısıyla sizin önünüze hangi iş verilirse verilsin bir mühendis bakış açısıyla bunu çok daha kolay bir şekilde alıp daha iyi bir noktaya götürmek için çalışabiliyorsunuz.

6,065 görüntülenme
·
Transkripti Göster

En son dönemde yaptığımız şeylerden birtanesi esnek çalışma saatlerine geçtik ama bu esnek çalışma saatleri biraz daha bildiğimiz esnek çalışmadan farklı. Sadece zaman sınırı olmaksızın ne zaman istersek, ne zaman ve nerede çalıştığımızdan bağımsız, performansın ölçümlendiği bir sürecimiz var. Ben patronumla anlaştıktan sonra bugün itibariyle ben dışardan çalışacağım bir kafede çalışmak istiyorum daha rahat edeceğim dediğimde kimse bana niye işe gelmedin, niye kart basmadın diye sormuyor. Önemli olan bana verilmiş olan işi doğru, zamanında ve yerinde bir şekilde ortaya çıkarıp çıkarmadığım ve benim performansım. Ona ne kadar zamanı nerede nasıl geçirdiğime kimse çok burada bulunulması gereken işler değilse karışmıyor ve bu çok büyük bir rahatlık. Özellikle belli saatte belli bir yerde olmak isteyen arkadaşlar için ya da çocuğu olanlar için vs. için bu çok büyük bir rahatlık. Sabahtan çocuğunuzu okula bırakıp, işe saat 10da da gelebilirsiniz. Tabi toplantı varsa ona göre ayarlanıyor, herkes o sorumluluğunun bilincinde zaten. O yüzden de çalışanı kontrol ettiğimiz değil, sorumluluğu ona verdiğimzi bir sisteme sahibiz.

5,961 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Unilever’de Tedarik Zinciri departmanı aslında markette gördüğünüz her ürünün başından sonuna kadar olan bütün süreci kontrol eder. Markette gördüğünüz herhangi bir ürünün içinde bulunan ham maddelerin satın alınması, bu satın alma sürecindeki müzakereler, malzemelerin fabrikaya getirilmesi, bizzat üretimin planlanması ve yönetilmesi, daha sonrasında bu üretimin ilgili müşterilere sevk edilmesi ve bunun sürekli olarak takip edilmesini içerir. Bu fonksiyonların tümü bir zincir gibi birbirine bağlı, dolayısıyla Tedarik Zincirinin iyi bir iş çıkartabilmesi için bütün bu halkaların sorunsuz bir şekilde çalışması çok önemli.

5,712 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Unilever’de maceram 1999 yılında başladı, Boğaziçi Üniversitesi İşletme mezunuyum. Cumartesi akşamı balomuz olmuştu, pazartesi günü işe başladım ve yalvarmıştım bir hafta tatil yapayım diye, ama bir yandan da çok büyük bir gururdu. Çünkü o zaman da, hala, Türkiye’nin nin en çok tercih edilen şirketiydi. Finans bölümünde başladım, 4.5 sene finansta çalıştım. Arkasından tedarik zincirine geçtim, tedarik zincirinde Gıda Planlama Müdürü olarak çalıştım. Aynı zamanda Unilever’in ilk talep planlama departmanını kurdum. Bir işletmeci olarak o dönemler harıl harıl endüstri mühendisliği kitapları çalıştığımı hatırlıyorum. Ayrıca işime ek olarak Sales & Operations Planning dediğimiz satış ve planlama projesinin başkanlığını yaptım. Bu proje bana satışın dünyasını açtı. O zamanlar her zaman olduğu gibi Unilever bir değişimin eşiğindeydi ve şimdiki yapımızın alt yapıları kuruluyordu. “Go to market” yani pazara ulaşma dediğimiz yapıyı kuruyorduk. Pazarlama ikiye bölündü: “brand development” yani marka geliştirme ve “brand building” markayı büyütme ekipleri olarak. Satış da ciddi anlamda yeniden organize oldu ve ben satışa geçtim. Dolayısıyla bütün bu hikayede 15 senelik bir Unilever var, son 7-8 senesini satışta geçirdim. Satışta daha önce hiç satış yapmamış biri olarak bir çok arkadaşımın ‘dizlerin titremiyor mu Neslihan?’ sorularına rağmen Carrefour & Tesco’dan sorumlu yönetici olarak başladım. Sonra hayatımın en güzel lansmanı olan oğlumu doğurdum, Ömer, şimdi 5 yaşında. 60 küsür yıldır Unilever Türkiye’de bir kadın satış direktörü yoktu o zamana kadar. Doğum sonrası bir terfi alarak Unilever’in ilk kadın satış direktörü olarak başladım. 4 sene modern ticaret tarafında çalıştım. Modern ticaretin yanı sıra bizim satışta operasyonlar dediğimiz ve işin mutfağından sorumlu bir ekip daha var, ondan da sorumluydum. Şuan ise çok yeni olarak Eylül ayı itibariyle şimdiki işime geçtim. Global Account Director, Unilever Food Solutions olarak geçiyor.

5,383 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Müşteri geliştirme departmanları aslında işin hem saha hem iç iş tarafını birleştiren kısımlar. Sahada gerçek ticareti, gerçek hayatı, gerçek insanı, gerçek rakamı yaşayan departmanlar buralar. Yani şirketlerin içerisinde bir takım gruplarda ağırlıklı olarak operasyonun bir kısmını kağıt üzerinde yürütürsünüz, kağıt üzerinde derken bir takım hareketler olur, onun rakamlarını kağıt üzerinde yaşarsınız. Halbuki burada piyasaya çıktığınız zaman yaptığınız her şeyi yaşayabilme imkanınız var çünkü rafta gidersiniz ürününüze dokunursunuz, akşam satış rakamına baktığınız zaman ne yaptığınızı görürsünüz, bugün yaptığınız bir uygulamanın yarın sonucunu görürsünüz. Dolayısıyla fevkalade gerçek hayatın içerisinde yaşayan bir gruptur. Baktığınız zaman insanların bir şeyleri almaları, kullanmaları, tüketmeleri anlamında alışveriş alışkanlıkları hızlı bir şekilde değişiyor. Geçmişte tüketici pazarlaması tarafında çok daha yoğun bir aktiviteyi yapıp satış fonksiyonunu ağırlıklı olarak satışa sunulan noktalardaki düzgün raf yönetimi ve o müşteri grubuyla ilişki şeklinde tarif edebilmek mümkündü. Ancak bugün öyle değil, neden derseniz, giderek insanların farklı medya kullanımları, tüketicinin birbirinden farklı yerlerde olması nedeniyle çoklu kanal dediğimiz bir yapı ortaya çıkıyor. Yani insanlar alışveriş alışkanlıklarını giderek mağazalarda veya bulundukları farklı kanallardaki kararlarıyla şekillendiriyorlar. Televizyonda seyrettiği bir reklamdan elbette ki etkileniyor ama karar süreci geçmişten çok daha fazla olarak bu çoklu kaynaklara kaymış durumda. Yani mağazaya gittiği zaman mağaza içerisindeki kararın %70’i mağaza içerisinde oluşuyor. Dolayısıyla sizin orada farklı bir yapıyla olmanız söz konusu. Bu nedenle Türkiye’de veya Unilever’de satış fonksiyonu adlandırmasından ziyade müşteri geliştirme adlandırmasını kullanıyoruz. Çünkü biz oradaki alışverişçiye kararına erişme ve müşteriye düzgün bir pazarlamayla ürünlerimizi anlatabilme imkanı yakalamaya çalışıyoruz. O yüzden de konuyu müşteri geliştirme çerçevesinde değerlendirecek olursanız, bu alışverişçinin bulunduğu bütün kanallarda, ürünümüzle karşılaşabileceği her noktada o kişiye gerekli pazarlama desteğini, hizmetini sunabilmek ve o ürüne erişebilmesini sağlamak bizim görevimiz. Tabiki bunun altında, bu bulunduğu kanalların düzgün kanal yönetimleri söz konusu: rafta düzgün bulunurluk, doğru fiyatlandırma, doğru promosyon, doğru aktivasyon gibi hikayelerin hepsi bu çerçevenin içerisine giriyor. Kısaca akılda kalması için söylenmesi gereken hikaye şu: bir satış operasyonu var, bugünün müşteri geliştirme departmanları ağırlıklı olarak alışverişçi kararları üzerinde aksiyonlar almayı tercih eden veya onun üzerinde çalışan gruplar.