Aslında ilk başta çok da bilinçli olarak şirket seçmiyorsunuz. Ben de her üniversite öğrencisinin yaptığı gibi kariyer günlerine gittim, sonra bir takım firmalar belirledim. O firmaları belirlerken de biraz çalışanlarına, o insanlardan aldığım enerjiye baktım, ben gerçekten bu kültürün içerisine uyabilir miyim diye düşündüm. Bir de pazarlama yapacaksam da işin göbeğinde hangi markalar var, ben o markalarla bağ kurabiliyor muyum, ben o markanın başında olsam ne yaparım diye düşünerek başladım. Bu iş odaklı bakış açısı zaman içerisinde şirketin kültürü ve şirketin bakış açısına dönüştü, bu da 16 senedir Unilever’de olmamın nedeni. Hatta Unilever keşke bir hükümet olsaydı da bir toplum yönetseydi diyebileceğim bir şirket. Çünkü topluma duyarlı, çevreye duyarlı, yüksek etik değerleri olan bir şirket. Burada bir iş yaptığınız zaman bilirsiniz ki hiçbir zaman bilerek topluma ya da çevreye zarar verebilecek bir harekette bulunulmaz. Her zaman toplumun, bireyin, çevrenin faydası gözetilir. Bu yüksek etik değerlerin bir şirketin parçası olduğunu bilmek kişisel olarak beni çok motive ediyor. Bunun yanında bir pazarlamacı olarak fırsatlar çok fazla. Bir sürü birbirinden güzel markamız var ve hepsinde yapılabilecek o kadar güzel fırsatlar çıkıyor ki karşınıza. Mesela ben hep Türkiye’de oturdum ama ona rağmen bir sürü pazardan sorumlu olmak fırsatı geçti elime. Her şirkette elinize geçebilecek bir fırsat değil bu. Global ekiplerle çalıştım, değişik markalarla çalıştım. Bu anlamda sıkıcılıktan ve tekdüzelikten uzak ve sizi her zaman motive ediyor. Bir kadın olarak da her zaman kadına değer verilen, insana değer veren, bütün farklılıkların yok olduğu bir şirket burası. Gerçek anlamda herkesin eşit değerlendirildiği, eşit fırsatlar verildiği bir şirket. Bu sebepler sayesinde 16 sene kolay geçti, bir 16 sene daha geçebilir diye düşünüyorum.

Yazar Hakkında

Diğer Cevapları