Access Türkiye Onaylı Hesap

1 kişi, 23 cevap verdi.

Cevaplar 23

Yükleniyor...
303 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Farkındalığı, madde ve canlar dünyası olmak üzere iki şekilde anlatabiliriz. Madde dünyasında cansız gibi gözükse de atom seviyesinin en derinine indiğinizde bile her maddenin bir titreşimi olduğunu görürsünüz. Bu o maddenin yapısını ve nasıl oluştuğunu bize açıklar.

Canlılarda ise konu biraz daha farklı ve daha zengindir. Ben bunu bir orkestraya benzetiyorum. Orkestrada her enstrümanın ne kadar çalacağı, sesini ne kadar yükselteceği, hangi notaya geçeceği ve bütün orkestranın nasıl düzenleneceğiyle alakalı bir akış ve o akışı belirleyen bir şef vardır. Bütün algımızı ve ritmimizi o şef belirler. Biz de bu şefe farkındalık diyoruz. Orkestranın kendisini en iyi şekilde ifade edebilmesi için zihnimizin daha az çalışmasına, daha az düşünmeye, daha çok anda kalmaya ihtiyacımız var. Bir şeye konsantre olma durumumuz bizim farkındalığımızdır. Konsantre olduğumuz andan itibaren eğer zihinde değilsek ve zihinden bilgi gelmiyorsa, her şeyi okuyup fark etmeye başlarız. Mesela ben şu an seninle konuşurken etrafımdaki her şeyi algılıyorum ve görüyorum çünkü şu anda sadece buradayım. Ne sorduğunu ve ne cevap vermem gerektiğini düşünerek bunu dikte ediyorum. Farkındalık da böyle bir şey…

292 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Bunlar bir örnek değil, sadece yaşadığım süre boyunca tanık olduğum şeylerdir. Çalıştığı mevkiden tamamen koparak sırtına çantayı alıp dünyayı gezen, çok büyük şirketlerde GMY ve alt pozisyonlarda olup iş hayatının stresinden çıkarak kendi işini yapan, bunların tamamen dışında ailesiyle veya kendisiyle bambaşka bir iletişim ve platform içinde hayatına devam eden, kanser gibi çok büyük hastalıkları yenen, MS olup atakları gerileyen danışanlarım var. Panik atak, bipolar, şizofren gibi hastalar gerçekten düzenli terapi alıyorsa ve eğitimle beraber felsefesini öğreniyorsa çok kolay bir yol haritası haline geliyor. Bunun haricinde İstanbul’dan uzaklaşıp yurtdışında veya İstanbul dışında yaşamaya karar veren danışanlarım da var.

Ortak anlamda söyleyebileceğim tek şey; beraber çalışmaya başladığım herkesin geldiği noktadan daha iyi bir durumda olduğudur. Bundan 3 gün önce bir danışanım bana ilk defa geldi. Bu tip öğretilere hiç inanmayan, çok sorgulayan ama artık çok çıkmaza girdiği için bunu denemek isteyen birisiydi. Çıkarken de bugüne kadar hiç işe yaramayan kimsenin olup olmadığını sordu, ben de olmadığını söyledim. O da gülümseyerek belki kendisinin ilk olabileceğini söyledi, ben de böyle bir örnek olmasının güzel olacağını söyledim. O anda onun gözlerindeki umutsuzluğu gördüm ve konu benden çok bağımsızdı. Ertesi gün yarım saat boyunca kendindeki değişiklikleri ve bunların nasıl gerçekleştiğine inanamadığını anlattı. Dolayısıyla bugüne kadar hayatı değişmeyen hiç kimse yok, varsa da bana lütfen haber versin. Benim de en büyük motivasyonum; kişinin buradan çıktığı andan itibaren o değişimi gözlemlemek ve ona tanık olmak diyebilirim.

261 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Bu dünyanın en heyecanlı kısmı burası çünkü benim için her gelen kişi keşfedilmek üzere bir maden ve altından hep inanılmaz şeyler çıkıyor. Bu hikayeler ortaya çıkarken kişi kendisiyle veya hayatındaki sahnelerle yüzleşmeye başlıyor. Yüzleşme kelimesi bizim lisanımızda çok iyi olmayan bir duygu durumu olarak biliniyor ama aslında öyle değil. Biz burada ortamı o kadar güvenli ve hassas organize ediyoruz ki, ortaya çıkan şeyi görmesi için ihtiyacı olan her şeyi önceden kendisine sunuyoruz. Eğer bir motivasyon veya özgüven sorunu varsa, o yolculuğu çıktığımız andan itibaren karşılaştığı özgüven konusuyla beraber burada yapacağı farklılıkları görmesini sağlayarak kendisine söylettiriyoruz.

Koçluk alan herkes bunu bilir, koçluk bir yol haritasıdır ama bazen insanların çok güçlü, aşılamaz ve kendi içinde değişmeyen yönleri oluyor. Oralarda da terapistin ve eğitmenin rolü çok önemli. Biz de orayı nasıl aşması gerektiğiyle ilgili ona özel bir yol haritası belirliyoruz. Eğer gerçekten gitmek istiyorsa da bunu değiştirmek için bu kadar üstüne gitmemize gerek olmadan 2-3 ay sonra tekrar bakıyoruz. İnsanlar özgür kaldıkça ve bunun değişmesinin gerektiği üzerine gitmedikçe kendilerine daha rahat bir şekilde bakıyorlar.

Bana göre bu dünyanın en kritik bilgisi; herkesin iyi ve kötü taraflarının olduğudur. Hayatta iyi veya kötü insan olmak gibi bir kavram yok, hayatta sadece biz varız, ben varım, sen varsın. Dolayısıyla kötü olarak adlandırdığımız şeye bakıp, değiştirmek istediğimiz bir şey varsa değiştirip, değiştirmek istediğimiz bir şey yoksa onu kucaklayıp yolumuza devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kişisel gelişim herkese bir transformasyon gibi anlatılıyor ama bu bir transformasyon dünyası değil. Kişisel gelişim dünyası, birey olarak herkesin bu hayatta daha mutlu ve huzurlu olması, ihtiyacı olanı bulması için çıktığı bir yolculuktur. Bu yüzden hiçbir şeyi değiştirmek zorunda değiliz.

Bunlarla ilgili en kritik örneği kendimden vermek istiyorum. İnsanlar bana hayatım boyunca, özellikle ilişkiler dünyamda güçlü bir profilim olduğu için erkeklerin benimle ilişki kurmasının ve beni yönetmelerinin çok zor olduğunu söyledi ve ben hep bu bilgiyle yüzleşmek zorunda kaldım. Ben bir ülke değilim ki, erkekler niye beni yönetme ihtiyacı duysun? Bununla o kadar çok mücadele edip savaştım ki, geriye dönüp baktığım zaman böyle mutlu olduğumu, değişirsem ben olmayacağımı ve kendimi kaybedeceğimi, hayatta böyle var olabildiğimi gördüm. Dolayısıyla kişisel gelişim dünyası bir transformasyon dünyası değil. Neyseniz, ne kadarınızı kucaklamak istiyorsanız bunu yapmakla ilgili bir yol haritası çizmeniz gerekiyor. Ben buna yürekten ve gönülden inanıyorum ve her zaman arkasındayım.

190 görüntülenme
·
Transkripti Göster

İçerideki sistem çok bireysel bir yapıya sahip. Biz B to B dediğimiz bir sistemle ilerliyoruz ve bireysel insanların seçerek ilerlediği bir yapılanma var. Benim dünya genelinde tanık olduğum bazı şeyler var. Mesela Amerika’da Google’ın merkezindeki çalışanlar 3 aylık bir kişisel gelişim kampına girdiler. Google bu tür konularda öncü bir firma ve bu kampla beraber kendi içindeki turnover’ın sebebini bulmaya çalıştı. Dünya bazında da bütün büyük şirketlerin derdi turnover’dır. İnsanların sürekli işten çıkmasıyla birlikte işe tekrar alım ihtiyacı oluyor çünkü artık gençlerimizin dinamikleri ve istekleri çok farklı. Bizim zamanımızda marka değeri, iyi bir şirkette çalışmak ve MBA çok önemliydi. Şimdiki gençlerde inovatif ve yaratıcı olmak, geleceğin onlara ne kazandıracağına bakmak gibi konular olduğu için çok çabuk sıkılıyorlar ve bu yüzden onları elde tutmak biraz zor oluyor.

Kişisel gelişim sonucunda oradan çıkan bilgiler de çok enteresan. “Şirkete marka bağlılığı olarak bağlanmak istemiyoruz, bu şirketi sevdiğimiz için burada olmak istiyoruz. Biz bir şirkette olacaksak, Google olduğu için olmamalıyız, sevdiğimiz için olmalıyız. Yöneticimizle konuşabilmeliyiz, iletişimimiz çok iyi olmalı, yaratıcılık adına kafamızdan geçen her şeyi ortaya çıkarmalıyız.” Bugünkü düzene baktığımız zaman bu biraz zor ama imkansız değil.

184 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Kurumsal hayatı bırakmadım. Kurumsal hayattan çıkıp biraz dinlenmek istedim ama sonra başıma bunlar geldi. Hiç planlamadığım bir akışın içine girdim ve devam eden olaylar beni bu noktaya getirdi. Şirketi kurarken korkmadığımı söylemem çok tuhaf olur. Korkmanın da ötesinde uykusuz kaldığım günler ve haftalar oldu çünkü bizim toplumumuz genellikle her şeye kötü tarafından bakar ve zarar gelmemesi için koruyucu davranır. Bana da ekonomi kötüye gittiği için para kazanamayacağımı veya bu işi yapamayacağımı söylediler ama halbuki bu şirket ihtiyacı para kazanmak amacıyla değil, benim kişisel gelişim yolculuğumla ortaya çıkmıştı. Gerçekten çok kötü günler geçirdim, çok korktum ve depresyona girdim. Diğer insanlardan farkım vardı çünkü onlar belki o duygunun içinde 6 ay kalıyordu ama ben ne yapmam gerektiğini bildiğim için 6 günde o duygudan çıkıyordum. Hiç vazgeçmedim çünkü buna çok inandım. Değiştim ve bu öğretinin ve fikrin arkasında hayatta sunduğum fikirlere ve insanların değişimlerine gerçekten ciddi bir etkisi olduğunu gördüm.

Bunun yanında son 2 senedir Amerika ve Kanada’daki nörologlarımız ve doktorlarımız sistemde eğitmenler ve hepsi çok iyi arkadaşlarım. Ben de sürekli onların bu konularla alakalı araştırmalarını okuyorum.

Ben çok değişik bir profilim, beni tanıyanlar bilirler. %50 bilime, %50 de spiritüel dünyaya sahip olan bir kafam var. Her bilginin arkasında mutlaka bir konfirmasyon ararım ama enerjiye tamamen inanırım. Dolayısıyla insanların hayatları bu kadar değişiyorsa, insanlar bu hastalıkları yenebiliyorsa, hayatının hiçbir zaman değişmeyeceğini düşünüp bu yolculuktan sonra tamamen değişiyorsa buna bir bakmak lazım. Ben de bundan hiç vazgeçmedim ve buna çok inandım. İnanmak beni hep ayağa kaldırdı ve devam etmemi sağladı.