Cevaplar 14

Filtrele:Sırala:

Yurt dışında çalışmak ve Türkiye'de çalışmak arasında nasıl farklar ve benzerlikler var? (1 Cevap)

Yurt dışında çalışırken orayı Türkiye gibi zannediyorsunuz ama kültür şoku diye bir şey var. Ben Almanya’da 6 ay çalıştım ve hiç kültür şokunu yaşamadığımı düşünüyordum. Daha sonra 35 yaşında bir arkadaş istifa etmek istediğini, 6 ay veya 1 yıllığına dünya seyahatine çıkacağını söyledi. Bu benim için çok uzak bir şeydi. Döndüğünde ne yapacağını sorduğumda bunu bilmediğini, bir iş bulup tekrar çalışabileceğini söyledi.

Başka bir örnek vermem gerekirse; 28 yaşlarında genç bir delikanlı bütün yaz çalışarak para biriktirdi, o parayla evleneceği kızla birlikte tatile gitti. Bunlar bana çok uzak şeyler çünkü bana göre o kadar para biriktirirsen onunla ev eşyası alırsın.

Almanya’da karşı taraf yardım istemeden yardım etmemelisiniz çünkü insanlar “Ben yapamıyor muyum da bana yardım etmeye çalışıyorsun?” diye düşünüyorlar. Gerçekten bir kültür şoku var. Bu yüzden “Ben çok biliyorum.” dememek gerekiyor.

Yurt dışına çıkıyorsanız, oradaki insanlarla iyi iletişim kurmak ve empati yapmak istiyorsanız o ülkenin kültürüyle ilgili hazırlanan kitapları okuyun ve lisanlarını öğrenmeye çalışın. İngilizce konuşulmayan bir ülkeye gittiğinizde bile oranın lisanını öğrenin. Lisan öğrenmek bence zihni açan ve insanı son derece zenginleştiren bir şey. Yurt dışının kolay olmasını beklemeyin. Bize ülkemizde sağlanan çoğu imkan orada yok. Biraz basit gelecek ama mesela bir kapıcı olmayabilir ve çöplerinizi ayrıştırmanız gerekebilir veya bakıcı hizmetinin çok pahalı olduğunu görebilirsiniz. Bu yüzden iyice araştırıp gidin. Bu söylediklerimden sonra tavsiye etmediğimi düşünmeyin, kesinlikle tavsiye ederim. Global olmak, lisan bilmek, teknolojiyi takip etmek gerekiyor. Bence yurt dışı tecrübesi insanı çok zenginleştiriyor, perspektifini genişletiyor. Bunu genç yaşta yaparsanız belki daha iyi olabilir ama bunun bence bir yaşı yok.


Burgan Bank'ta diğer çalışanlara tecrübelerinizi nasıl aktarıyorsunuz? (1 Cevap)

Ben İnsan Kaynakları’ndan sorumlu olarak bütün yaşanmışlıklarımı, öğrendiklerimi, tecrübe ettiklerimi ve kişisel içgörülerimi eğitim programları içinde orta ve üst düzey yöneticilerle paylaşıyorum. Bunlar birkaç günlük yatılı eğitimler oluyor ve biz buralarda çok derin sohbetler yapıyoruz. Son derece zengin konular üzerinden bir şeyler paylaşıyoruz. Benim sadece öğrettiğim değil, aynı zamanda öğrendiğim de bir süreç oluyor. Öğrendiklerimi paylaşmayı çok seviyorum.

Banka içinde bir koçluk ekibimiz var ve ben bu ekibe liderlik ediyorum. İsteyen arkadaşlarımıza koçluk ve mentorlük veriyorum. Bu ekipteki herkes de profesyonel koçluk eğitimlerinden geçmiş, sertifikalı koçlardır. 

Ben insanın paylaştıkça zenginleştiğini düşünüyorum. Bizim yaşlarımızda hayattan aldıklarımızı geri vermemiz gerekiyor. Biz ne kadar verebilirsek, ne kadar paylaşıp insanların hayatına pozitif dokunabilirsek, bizim de o kadar mutlu bir hayatımız olur.


Koç olma hikayenizi anlatır mısınız? Neden koç oldunuz? (1 Cevap)

Ben o ara Psikoloji Master’ı veya Koçluk yapma konusunda kararsızdım. Kendimi nasıl daha fazla geliştirebileceğimi düşündüğüm bir dönemdi. Ben hayatımda “Şu aşamada ne öğrenmeliyim, kendimi nasıl geliştirmeliyim?” sorularını hep sorarım.

Koçluk muhteşem bir şey. Koçlukta insanlara kendi cevaplarını bulmaları için destek oluyorsunuz. Onlara ne yapmaları gerektiğini söylemiyorsunuz, sadece kendi içlerinde biraz daha derinleşmeleri ve sorunları daha net görmeleri konusunda yardımcı oluyorsunuz. Bir yol arkadaşı gibi bir şey ve arkasında çok ciddi bir eğitim istiyor.

Ben araştırıp bunun içine girdiğimde çok sevdim. Almanya’da çok fazla yardım istenmeyen bir kültür var. Biz biri bize yardım etsin diye bekleriz ama bu koçluk sürecinde bir insan yardım istemediği sürece ona yardım etmenin mümkün olmadığını anladım çünkü yardım etmeye çalışmak beyhude oluyor. Siz bu sürecin içinde bir insana yol arkadaşlığı yapıyorsunuz. Bazen hayat yolculuğunda nereye gideceğimizi bilemeyiz. Koçlukta da kişiye tüm kaynakların mevcut olduğunu hatırlatıp doğru soruları sorarak cevapları bulmasını sağlıyorsunuz. Bu yüzden koçluk benim hayatımın bir parçası, çok seviyorum. İş hayatında da süreçlerin ve konuşmaların içinde oldukça kullanıyorum. Koçluk yapmak için aktif dinlemeye çok önem veriyorum.


Kariyerinizde sizi zorlayan ama zorlu ortamdan başarıyla çıktığınız bir tecrübenizi anlatır mısınız? (1 Cevap)

İş hayatında beni en çok zorlayan dönemlerden bir tanesi, Almanya’da çalıştığım dönemdir. Almanya’ya çalışmaya gittiğim bankanın 5000 kişilik organizasyonu vardı ve senede 800 milyon dolar net kar açıklıyordu. Ben de orada genel müdürlükte 500 kişilik üst yönetim ekibinden sorumlu İnsan Kaynakları Yöneticisi olarak çalışıyordum ve Almanca bilmiyordum. Almanca konuşmam istendiği için Almanca öğrenmeye başladım. 6 ay sonra 80 kişilik İnsan Kaynakları ekibine bir Almanca prezentasyon yapmamı istediler. Ben de işe biraz hile karıştırdım. Prezentasyonu o kadar çok tekrar ettim ki, ezberledim. Böylece bu prezentasyonu son derece başarılı bir şekilde yaptım. Arkasından gelen soruları da mümkün mertebe cevaplamaya çalıştım.

Orada 2 buçuk yıl kadar çalıştım. Almanca beni bayağı bir zorladı ama başarılı olduğumu düşünüyorum. Orada çok güzel arkadaşlıklar kurdum ve orası beni Türkiye’deki İnsan Kaynakları Yöneticiliği pozisyonuna taşıdı. Oradan da Genel Müdür Yardımcısı olarak Türkiye’ye geri döndüm.


Bir Üst Düzey Yönetici olarak hobilerinize ne kadar zaman ayırabiliyorsunuz? Hobileriniz neler? (1 Cevap)

Ben 40 yaşından sonra kendime zaman ayırmam gerektiğini öğrendim. Bunun öncesinde çok yoğun bir şekilde çalışıyordum ve kendimi işe çok fazla kaptırmıştım. Şu anda da çok çalışıyorum ama bunu hayatımda bir dengeye getirdiğimi düşünüyorum. Bu dengeyle birlikte kendinizi besleyebildiğiniz, psikolojik ve bilgi anlamında kendinizi destekleyip daha güçlü hale getirdiğiniz zaman bunun artılarını iş hayatında çok daha fazla görüyorsunuz.

Benim en sevdiğim şey doğada olmaktır. Ormanın içinde olmak, denizde yüzmek, tekneyle gezmek… Ben doğanın bir parçası olduğumu hissettiğim zaman huzur doluyorum, kendimi yenilenmiş hissediyorum. Ağaçlar, hayvanlar, yıldızlar, deniz ve gökyüzü nasıl bu doğanın bir parçasıysa, biz de onun bir parçasıyız. Bunu hissetmek bana müthiş bir huzur veriyor.

Kitaplara çok önem veriyorum. Mümkün oldukça kitap okuyorum. Yurt dışı literatürü çok yakından takip ediyorum. Kişisel değişim ve dönüşüm için kendime sürekli vakit ayırıyorum. Meditasyon yapmaya ve kendimle kalmaya çalışıyorum.

Şu anda en büyük hobim, üç yaşındaki oğlum Mehmet Mert. Onunla oyun oynayıp her türlü yaramazlıkları yaparak acayip keyifli vakit geçiriyorum.