Cevaplar 14

Yükleniyor...
4,720 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Öğrenciler mülakatlarda kendi olmalı, bir şeye dikkat etmelerine gerek yok. Bir tek, sonuçta bireyi tanımaya çalışmak üzerine kurulu bir sistemden bahsettiğimiz için, biz o bireyin daha önce neler yaptığına bakmaya çalışıyoruz. Bir durumla karşılaştığında nasıl tepki veriyor, sorunları nasıl çözüyor, o sorunları çözerken neler yaşıyor? Sorularımızın içinde zaten var, formu açıp baktıklarında görecekler. Her bir sorunun altında kimle yaptın, nasıl yaptın, neden yaptın gibi bir takım sorular var 5N1K gibi, bu soruların cevaplarını eğer kendilerine verirlerse ve mümkün olduğunca geriye dönüp çeşitli durumlarda neler yaşadılar, nasıl tepkiler verdiler onları düşünüp gelirlerse ve dürüst olurlarsa o zaman zaten bir problemimiz yok. Günün sonunda dediğim gibi biz işe en doğru adayı almaya çalışıyoruz, çünkü o iş eğer o kişiye uygun değilse, zaten geldiğinde mutsuz olacak. Hem onun için bir zaman kaybı, hem şirket için bir zaman kaybı. Birey nerede mutlu olacaksa ve orada çalışırsa, herkes için daha hayırlı bir sonuca ulaşıyoruz. O yüzden de kendileri olsunlar, dürüst olsunlar, kendilerini tanısınlar. İş deneyimleri burada da devreye giriyor: herhangi bir stajda neyi sevdi, neyi sevmedi, niye sevdi, ne sorunu çözdü, nasıl bir süreçten geçti? Burada beklediğimiz hiçbir şey rocket science değil yanlış anlaşılmasın, sonuçta öğrenci olarak mezun olmuş bireylersiniz, biz de bunun bilincinde mülakatçılarız. O yüzden de sakin olup kendileri olmaları bizim için yeterli.

2,219 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Şirketimize yeni başlayan tüm bireyler bizim için Unilever Future Leader, onlar bizim gelecekteki liderlerimiz ve hepsi bir gün gelecek bizim koltuklarımızı bir şekilde idame ettirecekler. O yüzden de işe aldığımız ilk günden itibaren, onlara 3 senelik yapılandırılmış bir program sunuyoruz, bu yeni mezunlarımız için olan programımız. Yeni mezun bir arkadaşım Unilever’de işe başladığında, 3 senelik bir programa tabi oluyor. Bu 3 senenin içinde neler var, çeşitli rotasyonlar var bir defa. Pazarlamaya dahil olduysa pazarlamanın farklı alanlarında farklı disiplinlerinde işler yapıyor, projeler yapıyor ve bu projelerde performansı değerlendiriliyor. Satış ekibiyle çalışıyor, yeri geliyor finansa gidiyor. Farklı farklı departmanlarda farklı tecrübeler ediniyor. Bunu yaparken aynı zamanda biz onları bir eğitim sürecinden geçiriyoruz. Proje yönetimi, etkili insanın 7 alışkanlığı gibi birtakım temel eğitimleri 3 sene içinde alıyorlar. 3 senenin sonunda, eğer performansları ve potansiyelleri de bu 3 sene zarfında değerlendirildiğinde çok yüksekse, o zaman doğrudan yönetici pozisyonuna kendilerini atıyoruz. Bu yine 3 sene zarfında yine performans ve potansiyellerine bağlı olarak da yurtdışında short-term assignment dediğimiz proje bazlı görevlere atanabiliyorlar.

2,033 görüntülenme
·
Transkripti Göster

15 yıldır buradayım, belki küçücük bir deneyim anlatmak yerinde olabilir: ben ilk bu şirkete geldiğimde yani Unilever’e girdiğimde oryantasyonum süresince bir müdürle konuşuyoruz, o bana işini anlatıyor, 14 senedir buradayım dedi. Ben de acaba 14 senedir bir şirkette çalışmak ne demek diye düşündüm. Çünkü üniversite hayatında da çalışmıştım, üniversiteden mezun olduktan sonra da çok kısa süreli iki tane iş deneyimim olmuştu. Ben iki senede iki tane iş değiştirmişim, üçüncüsündeyim, 14 senedir aynı işte olmak o günkü aklımla bana biraz allah allah olabilir mi diye hissettirmişti. 15. seneyi burada dolduruyorum, benim her senem diğerinden farklıydı. Sürekli olarak yeni projelerle yeni deneyimlerle yeni işlerle ben burada aslında 15 senede belki başka başka şirketlerde deneyebileceğim birçok deneyimi zaten edinebildim. Unilever’in bir güzelliği de, eğer bir fikriniz varsa, ben böyle bir şey görüyorum ve bunun gerçekten çok değer katacak bir şey olduğuna inanıyorum diyorsanız, o zaman hadi onu çalış bakalımı çok rahatlıkla duyarsınız. O yüzden de eğer onun fizibilitesi varsa, doğru dürüst çalışabilecek bir şeyse ve gerçekten faydalıysa da onu rahatlıkla yapabilirsin. Bunun gibi illa bana verilen işi değil, ben de kendim iş yaratabildiğim için 15 senedir buradayım. Dediğim gibi her gün başka bir dünya, hergün yeni bir dünyaya uyanıyoruz. Burası gerçekten aile gibi. Biz birbirimizle değil, birlikte işi daha iyi yapmak adına çalışıyoruz, beni en çok motive eden şeylerden bir tanesi de o.

2,639 görüntülenme
·
Transkripti Göster

Ben 2000 yılında Unilever’e geldim. Okuldan mezun olduktan sonra iki ayrı iş deneyimim olmuştu, ama Unilever her zaman hayalimdeki şirketti; burası global, local ve duyduklarım gördüklerimle gerçekten istediğim bir yerdi. İlk olarak 2000 yılında işe alım ve eğitimlerden sorumlu olarak işe girdim. Daha sonrasında çok kısa bir İngiltere deneyimim oldu. İngiltere’de bölgesel bir ofiste, bölgesel bir iş yaptım. Daha sonrasında Türkiye’ye döndüğümde ben insan kaynaklarının farklı alanlarını görmek istiyorum dedim ve beni ücretlendirme tarafına alır mısınız diye sordum, onlar da peki dediler. 6 sene kadar ücretlerden sorumlu olarak çalıştım. Sadece Türkiye için çalışmadım, aynı zamanda İran, İsrail, Romanya gibi ülkelerden de sorumlu olarak çalıştım, birden fazla ülkenin tüm ücret yönetim sistemiyle ilgilendim. Sonrasında process ve yönetmelikler çok keyifli ama işin gerçekten nasıl döndüğünü tekrardan görmek istiyorum, o yüzden de business partnerlık yapmak istiyorum diye talep ettim. Belli bir dönem sonra bu talebim yerine geldi ve hem satıştan hem pazarlamadan sorumlu İnsan Kaynakları Director’ı olarak atandım. 3 sene kadar da satış ve pazarlamaya insan kaynakları süreçleri anlamında destek oldum. Sonrasında şuandaki görevime geldim. Şuanda da NAMETRUB dediğimiz bölgede liderlik geliştirmeden sorumluyum. NAMETRUB da North Africa Middle East Turkey Ukraine Belarus ve Rusya. Yani bir okyanustan bir okyanusa diye tanımlıyorum ben, Akdeniz havzasını da içine aldığınız zaman bir taraftan başlayıp bir tarafta bitiriyorsunuz.