Yves Filippucci
Interactive Marketing Manager
2007 yılından beri Nestle şirketinde çalışıyor.
Üniversitedeyken hep öğrenci kulüplerinde çalıştım, orada yönetim kurulu üyeliği yaptım. Dolayısıyla hep aktif bir öğrenciliğim oldu. Ben öğrencilere ilk önce onu söyleyeceğim. Yani eğer ilginiz olan bir kulüp varsa mutlaka orada olun ve aktif olarak bulunun. Çünkü ben bunu daha sonra iş bulurken çok kullandım. Bunu sanki daha önce bir iş tecrübem varmış gibi satabildim. Çünkü yönetim kurulundaydım, saymanlık yaptım, bir sürü organizasyon yaptım, sponsorluk buldum. Ben aslında pazarlamanın temellerini orada attım. Dolayısıyla bu çok önemli. Bunu yapabiliyorsanız hakikaten yapın. İkincisi; ben iki yaz dönemi boyunca üç ve beş aylık iki tane staj yaptım, ki ben bunlardan çok yararlandım. Çünkü bu bana bir yeni bir ufuk ve yeni pencereler açtı. Yeni insanlar tanıdım. Bir network, bir çevre edindim. Bu da bana bir sonraki işimin kapısını açtı. Dolayısıyla öyle 1 aylık değil ama hani 3 aylık 5 aylık stajlar yapıp hakikaten sorumluluk almak o stajda bana çok şey kazandırdı. Dolayısıyla bunu da mutlaka öneriyorum.
E-ticaret şu an Türkiye'de bayağı hızlı gelişen bir alan. Şu anda yaklaşık aktif 10 milyon alışverişçi var. Bu rakamın bu senenin sonunda, hatta 2016’nın sonunda 16 milyona çıkacağını gösteren çalışmalar var. Dolayısıyla biz şu anda bir yandan elektronik alışverişçiyi tanımaya çalışıyoruz aslında. Çünkü elektronik alışverişçinin davranışları markete giden alışverişçi ile aynı değil, farklı davranışlar gösteriyorlar. O yüzden öncelik olarak bir yandan o alışverişçiyi öğrenmeye ve tanımaya çalışıyoruz, bir yandan da burada stratejik ortaklıklar kuruyoruz. Mesela Hepsiburada.com, n11.com gibi firmalarla özel partnerlikler yapıyoruz. Migros Sanal Market ile de bunu yapıyoruz, Carrefour'un sanal marketi ile de yapıyoruz, Kipa’nınkiyle de yapıyoruz. Onlarla da bazı şeyleri deneme yanılma yoluyla test ediyoruz. Bazı şeylerin çalışıp çalışmadığını biz de bilemiyoruz, onlarda emin olamıyor ve deniyoruz. Tabii ki global ekipten gelen bazı öğretiler, yönlendirmeler de var. Onları da deniyoruz ama her zaman için globalde oluyorsa Türkiye'de de olacak diye bir şey yok. Dolayısıyla aslında deniyoruz ve çalışan şeylere de devam ediyoruz. Kategori bazında daha çok şey değişebiliyor. Yani kahve kategorisinde çalışan iş belki köpek mamasında çalışmayabilir. Oranın dinamikleri daha farklı. Dolayısıyla her kategori bazında farklı bir strateji kurmaya çalışıyoruz. Bu ortaklıklarla beraber onlar da bize yardımcı oluyorlar, biz de onlara bir şekilde yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bunların dışında da kendi e-ticaret platformumuzu oluşturmak için çalışmalarımız var.
Ben İsviçre'deyken orada aynı zamanda Nescafe’nin global Facebook ve Twitter sayfalarını da yönetiyordum. Belli bir saatten sonra Türkiye'den çok mesaj almaya başlıyorduk. Tabi onlar Türkçe ya da İngilizce yazıyorlar ama Türkiye'den olduğunu anladığım için ben Türkçe cevap vermeye başlıyordum. Olay şuydu aslında; insanlar Nescafe’yi bir arkadaş olarak görüyordu ve belli ki uykusu kaçmış ya da canı sıkılmış kimle konuşacağını bilmiyor, direk “Merhaba Nescafe, nasılsın?” diye muhabbet açıyordu. Benden öncekiler Türkçe bilmediği için ya İngilizce cevap veriyor ya da Türkiye yönlendiriyorlardı. Ben Türkçe cevap vermeye başladıktan sonra bu iş büyümeye başladı. Belli ki o arkadaş başka birisine “Ben konuştum, çok güzel”, “15 dakika Nescafe ile konuştum, çok komik” falan diye söylemiş herhalde. Baktım her akşam mesajlar gelmeye başladı. Belli bir yerden sonra kesmek zorunda kaldım, çünkü ben bu sefer uykusuz kalmaya başlamıştım. Böyle bir anım var yani. Aslında bu bir yandan da markanın insanın hayatına ne kadar girdiğini göstermiş oluyor.
10 ya da 20 yıl sonra dijital pazarlama diye bir şey konuşmayacağız, çünkü her şey öyle olacak. O zaman aslında eskiden televizyon vardı diye konuşacağız. Dolayısıyla o zaman çok başka bir dönem olacak. Dijital diye bir şey konuşmayacağız. Zaten her şey dijitalize olduğu için standart bir hayat olacak bizim için. Tabletler ya da telefonlar öncelikli olacak ki şu anda gerçekten çok büyük bir büyüme içerisinde. O zamanlar zaten her şey ona göre gelişmiş olacak. Dolayısıyla aslında 10 yıl sonrası bizim gibi insanlar için daha kolay olacak.
Nestlé'nin çok güzel bir ortamı var, çok genç bir ekip. Bu aslında sizi çok motive ediyor. Çünkü sizi anlayan çok insan var. Dolayısıyla bir şey konuştuğunuz zaman karşınızdaki insan “Neyden bahsediyor bu?” demiyor. En önemli şey bu. Dolayısıyla yakın bir arkadaşlık da oluşuyor haliyle. Çok yakın ve birbirini tamamlayan bir ekip olmaya başlıyorsunuz. Bu, hakikaten benim için 8 yıldır burada olmamın en büyük sebeplerinden bir tanesi. Onun dışında da Nestlé hakikaten insanı anlayan bir şirket. Dolayısıyla bir derdiniz ya da herhangi bir sorununuz varsa bunu çözmek için uğraşan bir şirket. Bazen çözüyor, bazen çözemiyor ama sonuçta o isteği görebiliyorsunuz, ki bu da önemli bir şey. Çünkü bu her şirkette yok. Bir de hakikaten, biz ekip olarak burada eğleniyoruz.
Her pazarlamacı ve her satışçı gibi güne ilk önce satış rakamlarına bakarak başlıyorum. “Ürünlerimiz ne durumda, hedeflere göre neredeyiz, ona göre bir reaksiyon almamız gerekir mi?” diye kontrol etmek için ilk önce onlara bakıyoruz. Daha sonra gün toplantılarla geçiyor. Çalıştığımız ana partnerlerimiz var. Global partnerlerimiz; Google olsun, Facebook olsun, Twitter olsun onlarla zaten günlük olarak mutlaka telefon konferanslarım oluyor. Onlarla çok yakın zaman geçiriyorum. Onun dışında Türkiye'de bunu emplemente etmek için çalıştığımız partnerlerimiz, ajanslarımız var. Onlarla da sürekli olarak toplanıp yaptığımız kampanyaları ya da ileriye yönelik yapmak istediğimiz aksiyonları belirliyoruz. Onun dışında da kendi ekibimiz içerisinde, yani pazarlama ekibi ile beraber oturup varolan bir kampanya varsa o kampanya nasıl gidiyor, neler oluyor vesaire onlara bir bakıyoruz ya da önümüzde bir kampanya ya da bir plan varsa onun planını oluşturmaya çalışıyoruz. Özellikle odaklanmak istediğimiz konu da tüketiciyi dinleme. Sosyal medya dinleme araçlarımız var bizim (Social Media Listening). Ben masamda 2 ekran kullanıyorum. Dolayısıyla bir ekranımda normal iş yaparken, diğer ekranımda tüketicilerden gelen yorumlar, tweetler, her şey akıyor. Sürekli bir gözüm de orada. Sürekli onları dinleyip markamız hakkında neler konuşuluyor, markadan bağımsız olarak gelen yeni trendlerin ne olduğunu takip ediyorum. Mümkünse hemen bazen ben, bazen de ajanstaki arkadaşlarımız müdahale ediyor. Zaten sürekli telefonla birbirimize haberler veriyoruz. Dolayısıyla bütün günümüz bu. Yalnız iş burada bitmiyor. Eve gidiyorum yine o şeyleri takip etmem gerekiyor, her an her şey olabilir. Çünkü; dediğim gibi çok yenilikçi bir alan. Dolayısıyla yaptığınız işten hiç sıkılmıyorsunuz. Bugün öğrendiğinizi iki gün uyguluyorsunuz, sonra yeni bir doğru geliyor. Bu sefer onunla ilgili bir şeyler öğrenip, bir şeyler uygulamaya çalışıyorsunuz. Bu güzel bir şey. Çünkü sizi aktif ve dinamik tutuyor. Sıkılmıyorsunuz hiçbir şekilde. Zaten biz bir şey değiştirmesek ya Google ya Facebook ya da başkaları bir şeyler değiştiriyor. Dolayısıyla onlarla nasıl daha doğru bir iş yaparız diye oturup konuşmaya başlıyorsunuz. Aslında hiçbir günümüz sakin geçmiyor. Bu da benim bu işin sevdiğim yanı.
Öncelikle her türlü yeniliğe açık olmanız gerekiyor. Bu çok önemli. Çünkü eğer statükoda kalmak istiyorsanız bu iş size göre değil. Hakikaten her gün yeni bir şey öğreneceğiniz ve daha dün öğrendiğiniz şeyin ertesi gün yanlış olabileceği bir platform bu. Dolayısıyla dün karar verdiğiniz şey için ertesi gün “Hayır, yanlış olmuş baştan yapıyoruz.” diyebileceğiniz bir alan. Dolayısıyla çok dinamik, 24 saat çalışabilen bir kişiye ihtiyaç var. Çünkü tüketiciler dijital olarak 24 saat varlar. Siz uyurken iyi ya da kötü bir şeyler oluyor olabilir. Kötü ise anında müdahale etmeniz gerekir. Dolayısıyla sistemleri de kurmanız gerekir. Siz uyurken sizin yerinize ya cevap verecek ya da size bir şekilde haber verecek olan bir sistem yapmanız gerekiyor. Bütün bunlara sahip, her türlü yeniliğe de açık bir profile ihtiyaç var.
Saati olmayan bir iş. Her an her şey olabilir. Tüketicilerden negatif bir şey aldığınızda hemen geri dönüş yapmanız gerekecek. Bir ya da iki saat içerisinde mutlaka bir cevapla dönmemiz gereken bir alandan bahsediyoruz. Eskiden telefonla arandığında belki bir gün sonra belki iki gün sonra dönüş yapılıyordu. Ama şu anda öyle bir lüksümüz yok. Dijitalde eğer başarılı olmak istiyorsak, tüketiciye onu gerçekten anladığımızı ve ona değer verdiğimizi göstermek istiyorsak bir ya da iki saat içinde bunun yapılması gerekiyor. En büyük zorluk bu ama bir yerde diğer zorluk da insanları ikna etmek. Çünkü yeni bir kategori. Bazı şeyleri kanıtlamakta çok zorlanıyorsunuz. Dolayısıyla her şeyi trendleri göstererek, yurt dışındaki örnekleri göstererek ya da bazı tüketici davranışlarını ön plana koyarak ispatlamanız gerekiyor. Kolay bir şey değil hakikaten çünkü statükoyu değiştirmek anlamına geliyor bu. Herkesin açık olduğu şeyler değil bunlar. Dolayısıyla zamanımızın çoğunu insanları ikna etmekle geçiriyorum diyebilirim.
Nestlé, 12 yıl önce daha üçüncü sınıfı bitirdiğimde ikinci staj yerimdi. Burada, çikolata bölümünde staja başlamıştım. 5 aylık bir stajyerlik dönemim vardı. Daha sonra mezun olduktan sonra başka bir şirkette işe başladım. Yaklaşık üç buçuk sene sonrasında da Nestlé’ye geri döndüm. Nestlé’ye geri dönme amacım aslında yeni bir kategori kurmaktı. Yeni bir ekiple sıfırdan dondurma kategorisi oluşturmak için geri döndüm. Biz bu dondurmayı Türkiye'de sıfırdan getirdik ve Nestlé Türkiye içerisinde dondurma kategorisi oluşturduk. Yaklaşık iki buçuk yıl oteller olsun, restoranlar olsun, süpermarketler olsun; gerek satış, gerek pazarlama, gerek ürün geliştirme her türlü işe elimi attım. Sonrasında Nescafe ekibinden bir teklif geldi. İnovasyon üzerine çalışmaya başladım ve aynı zamanda Ürün Müdürlüğü yapmaya başladım. Yaklaşık olarak dört sene boyunca Nescafe kategorisinde Ürün Müdürlüğü yaptım. Orada 3’ü 1 arada dışındaki tüm Nescafe ürünlerine bakmış oldum. Cappuccino’dan tutun da Nescafe Classic, Nescafe Gold, Nescafe MyCafe Kahve Makinesi kısmına kadar tüm ürünlere baktım. Sonrasında 1 seneliğine yurt dışına, genel merkez İsviçre'ye gittim ve orada global dijital ekibe katıldım. Orada 1 sene global dijital projeler yürüttüm. Yaklaşık 8-9 ay önce de Türkiye'ye geri döndüm ve burada Nescafe’nin Dijital Pazarlama Müdürü olarak çalışıyorum.

Benzer Kişiler

Windows ve Cihazlar İş Grubu Yöneticisi
Laundry Regional Category Vice President
Home and Personal Care Vice President
Advertising Operations Manager
NDG Business Manager
Assistant Brand Manager
Microsoft Office Ürün Pazarlama Yöneticisi
Customer Development Vice President
Yazılım Geliştirme Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı
Global Account Director, Unilever Food Solutions