Fatih Şentürk
Üniversite sınavı sonrası tercih döneminde yapılan seçimlerden birisi olmadığı için, üniversiteden çok bölüme odaklı bir seçimim olmuştu. Çünkü Grafik Tasarım bölümü, yetenek sınavıyla alan bir bölüm olduğundan, birkaç üniversitenin sınavlara katıldım. Bilkent Üniversitesi'ni seçmemse biraz tesadüfler üzerine kurulu oldu. Son anda karar vererek, yetenek sınavına katıldım. Çünkü okul anlamında özel üniversite hissiyatım çok yoktu. Sonuç olarak sadece ismini ve büyüklüğünü bildiğim bir üniversiteye, tamamen şansımı deneyerek yetenek sınavını kazanarak katıldım.

Bilkent Üniversitesi kampüsünü görüp, etkilenmemekte mümkün değil. Denizli'de doğup büyümüş birisi olarak, İstanbul sevdası yerine, içimde oluşan Ankara'da yaşama hissi de etkili oldu. O günden bugüne değişen şeyse, başta kararsız olduğum seçimin, iyi ki Bilkent'i seçtim şekline dönüşmesidir. Arada yönetiminden tut, bazı eğitimlerine kadar çok kızsam da sanırım yine o ilk sınava girdiğim güne dönsem, yine Bilkent'i seçerdim.
Küçüklükten itibaren şekillendirilen geleceğin bir anlam ifade etmediğinin açık bir örneğiyim. Babamın işi dolayısıyla da şekillendirilen bilinçsiz bölüm yönlendirmelerine rağmen, bir gün tabiri caizse gaipten gelen Grafik Tasarımcı olma hissiyatı yüzünden bu bölüme başladım (: Bu hayatıma dair yaptığım en doğru adımlardan bir tanesiydi. İlk bilgisayara sahip olunan dönemden itibaren, Fifa 98 ile başlayıp devam eden oyun kültürüyle gelişen süreç sonrasında, bilgisayar hayatımıza iyice yerleştikten sonra, internet sektörünün de gelişmesiyle grafik alanına olan merakım artmıştı. Uğraşlarımı ve vaktimi daha değerli kullanabilmek adına, Grafik Tasarım bölümünü seçtim. Çünkü sevdiğiniz işi en iyi şekilde yapabilmeniz için, en iyi eğitimi almanın gerekli olduğuna inanıyorum.
Kampüs ortamı çok güzel. Her fakültüye/bölüme erişilebilirlik açısından yerleşkesi çok iyi. Genel eğitimi ciddi anlamda çok iyi, keza yetiştirdikleri öğrencilerde iyi birer mezun olarak iş hayatına atılıyor.

Akademik başarıların yanı sıra sosyal aktivitelere erişim imkanı da çok fazla.

Servisleri çok büyük bir artıya sahip, hatta birçok üniversiteden daha iyi olduğu kesin. Kampüse ve şehre ulaşım çok fazla kolay.

Her ne kadar çok az kullansam da, kütüphanesi tartışılmaz bir güzellikte. Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi Türkiye'deki en iyi kütüphanelerden birisi.
İnterneti her daim ilk sırayı kapar. Grafik Tasarım bölümünde okumuş birisi olarak, internete neredeyse hiçbir zaman erişemedim. İlk 2 sene modemin altında grup halinde yere oturarak internete erişmeye çalışan bir öğrenci grubuyduk. Son sene her ne kadar düzelse de hala aktif değildi. Ki kampüs interneti de öyle, yani açık alanda wifi alanı çok kısıtlı.

Yemekhaneleri ikinci sırada yer alır. Çok pahalı ve tekdüze yemekler sevilesi değil. Örneğin Güzel Sanatlar Fakültesi tarafı Express Cafe / Speed Cafe / Kıraç olmak üzere yemeklerin tadının pek olmadığı bir bölgeye sahiptir. İçlerinde yine en iyisi Kıraç'tır ama çok giremezsiniz yemek kokusu sizi boğar. Speed'in yemek fiyatlarına hiç değinmiyorum bile. Öğrenci olarak, bölümünüze dışarıdan yemek sipariş etmenin daha ucuz olduğu bir yaşam alanına sahip (Son dönem catering Spor Salonuna da açıldı ama bize uğramadı sayılır). Kampüsün alt kısımlarında Cafe Inn gibi yerler olsa da, uzak olduğundan zaten tost yiyeyim daha iyi modu oluyor.

Üçüncü sırada ise tuvaletleri geliyor. Bu konuda temizlikten bahsetmiyorum, eski oluşundan bahsediyorum. Grafik Tasarım (FB Binası) bölümü tuvaletlerine kağıt peçete bile sanırım ya son sene geldi. Mezuniyet Tören'ine ailem geldiğinde ODEON'da tuvaletlere kadar beğenmişlerdi ama tabii ki gel bir de bize sor demeden geçememiştim (Tekrar söylüyorum, temizlik değil, temizlik şirketi o konuda işini iyi yapıyordu, hakkını vermek gerekli.)
Deniz canlısı değilseniz, Ankara gelebileceğiniz en güzel şehirlerden bir tanesi.

Sonbaharı çok güzeldir, keyif almanızı sağlar. Hele Bilkent gibi bir yerdeyseniz bu his 10 katına çıkar.

Düzenlidir, bürokratiktir. Yaşam alanları bellidir bu yüzden çok fazla uzaklaşmazsınız, çoğu yere tek araçla ulaşabilirsiniz.

Eve çıkmak çoğu zaman daha avantajlıdır, keyifli de olur.

İnsanı değişiktir, bazen iyi bazen olumsuzdur. Ama yol tarif edemiyorlar (Faruk Eczanesi mantığı), bir yere gitmek için dolmuş sorduğumda 3 ayrı kişi 3 farklı yeri göstermişti ve onlardan bağımsız bir yerden geçiyordu filan.

Gece yürüyebilirsiniz (her yerde değil abartmamak lazım). Örneğin yaz stajında İstanbul'da Harbiye taraflarında kalırken eve gidiş-geliş bir gerginlik yaratırken, İstanbul'dan Ankara'ya döndüğümde sabah 5'te Emek'ten eve geçerken tek tehdit benmişim gibi hissettiren tek şehir. Gece sakince yürümenin hissi çok güzeldir.
"Eksileri" tanımına ilk uyan şey havası. Hava kışın soğuk, hatta çok soğuk. Alışmanız süreç alabilir.

Ankara gri şehir, genel olarak memur ve bürokrasi şehri. O sıkıcılığı ve monotonluğu her yere yansımış durumda. Eğlence alanları çok kısıtlı. Tunalı/Bestekar, Arjantin/Filistin, Sakarya, Park Caddesi gibi kısıtlı alanlara sahip. Zaten Bestekar'a gittiğinizde, tanıdığınız birçok insana rastlarsınız.

Denizi yok yazan var hâlâ! Yok, birkaç yüz milyon yıl ufukta da gözükmüyor, artık bu klişenin bitmesi gerekli. Ama evet yok, olsaydı İstanbul'u daha çok sevemezdik.

Eymir gölü gibi mini yerler harici çok fazla vakit geçirebileceğiniz bir güzelliği yoktur. AVM'lerle dolu bir şehir. Son senelerde konser imkanları ve sergi imkanları artsa da, hâlâ sanat alanında çok zayıf.

Ulaşım imkanları hala çok kötü. Örneğin 22:30 sonrası Ümitköy gibi modernize bi bölgeden, Bahçeli/Tunalı gibi semtlere taksi harici inemiyorsunuz. Örneğin ben Ankara'ya ilk geldiğimde Gordion yeni yapılıyordu, Metro o sene hadi bilemedin sonraki sene açılıyordu, yıl oldu 2013..
Aslında bu çok geniş cevap alanına sahip bir soru. Reklamcılıktan tutun, basılı, görsel ve dijital sektörün tamamına yelken açan bir mezuniyet sektörü. Yeterince çabalarsanız, Art Direktör (Sanat Yönetmeni) olarak ajansta kreatif işler arasında yer alabilir, hatta Dijital/Sosyal Medya'ya kadar uzanabilir, Görüntü Yönetmeni olarak klip/reklamdan tutun televizyon/sinemaya kadar geniş bir sektörde çalışabilir, 2D Animatör/İllüstratör/3 Boyutlu Modelleme/Animasyon sektörüne kadar geniş bir yelpaze içerisinde yer bulabilirsiniz.

Hatta ben bir yere bağlı kalmadan çalışırım derseniz Freelance Tasarımcı olarak, evinizden iş kovalayabilirsiniz.

Biraz sizin kendinizi geliştirme, yaratıcılık, merak ve yapacağınız şeyi sevmenize bağlı olarak çalışabileceğiniz güzel bir sektör.
Kesinlikle yok çünkü kimse kimsenin burslu veya burssuz okuduğunun bilgisinde değil. İnsanın böbürlenme huyu yoksa ki bu da binde bir gerçekleşen bir şey, dereceyle giren insanları bilmezsiniz bile. Hazırlık okurken 2 arkadaşım da Türkiye derecesi yapıp, Bilkent seçerek burs almışlar, başarılarını çok uzun zaman sonra öğrendik.

Bilkent'in farklı yanı bu aslında. Girerken yaptığınız derecenin değil de, içindeyken çabaladığınız vaktin karşılığını aldığınız bir üniversite olduğundan, onca yoğunluğun ve zor çalışmanın arasında, kimsenin ayrım yapmaya dahi vakti kalmaz (:
Sağda solda garip garip şeyler duyarak geldiğiniz üniversitenin aslında öyle olmadığını fark edeceksiniz, öncelikle rahatlayın.

Burslu/Burssuz ayrımı yok, bu yüzden yaklaşık 4-5 sene sürecek güzel kemik arkadaş çevresi edinmeye çalışın.

Bir dönem dahi olsa hazırlık okuyun, iyi bir arkadaş çevresinin temelleri genellikle burada atılır. Direkt bölüme gelip, saf saf gezenlerden olmayın. Hazırlık biraz sıkıcı olsa da, muhabbeti keyiflidir.

Kulüpleri takip edin, katılın, gerekirse görev alın. Sosyal çevrenizi ve etkinliğinizi artıracaktır. Çünkü unutmayın Bilkent eğitimi ağır bir üniversite, çoğu şeye vaktiniz kalmayacak kadar derse boğulacaksınız. Genellikle bu ilk sene ve son sene olur. Bazı bölümlerde ise her sene olabilir. Asosyalseniz eve çıkmak yerine, yurdu tercih edin. Çevreyi geliştirmeye ve kaynaşmaya etkendir. Sonraki senelerde eve çıkınca daha güzel olur.

Önce sonbaharda, sonrasında da ilkbaharda Bilkent çimlerinin tadını çıkartın. Özellikle kışın çok ararsınız o güneşi..

Son olarak, Eng101/102 hocalarınızı iyi seçin ve devamsızlıktan kalmayın. Birinci sınıftan sonra programınızı çok fazla işgal edecek bir takvime sahip. Kendinizi salmayın, çünkü dördüncü sınıfa kadar bu dersi alanlar bile vardır.

Son olarak ise, tadını çıkartın. 4 sene çabuk geçiyor (:

Benzer Kişiler