Kamuran Uçar
Laundry Regional Category Vice President
1998 yılından beri Unilever şirketinde çalışıyor.
Sorumlu olduğu markaların ve sorumlu olduğu ülkelerin stratejilerini oluşturmakla başlar işine. Şuanda benim sorumluluğumda deterjan kategorisi var, yaklaşık 6 tane marka ve 30’dan fazla da ülkeden sorumluyum. Bütün bu ülkelerle markaların strateji kombinasyonuyla iş başlıyor. Hangi ülkede hangi marka olacak, hangi ülkelerde hangi inovasyonlar olacak, bunların zamanlamaları neler, yeni fırsatlar neler gibi sorularla işin strateji tarafı var. Onu tamamladıktan sonra da global ekiplerle beraber işin inovasyon tarafına dönüyor, kararlaştırdığımız inovasyonları ülkelerde land etmeye başlıyoruz.
Pazarlamaya ilk geçtiğim zamanki görevim inovasyondan sorumlu planlama müdürüydü. Deterjan depertmanında olan bütün inovasyonların project managementları, planlamaları, zamanlamalarıyla ilgileniyordum. Benim için mühendislikten pazarlamaya geçmek çok güzel bir geçiş dönemi oldu. Daha sonra Omo’da Assistant Brand Manager olarak başladım. Tam kriz zamanındaydı, Omo’nun da hem rekabet anlamında hem de piyasa koşulları anlamında zorlandığı bir dönemdeydi. Bir anlamda da benim için şans oldu açıkçası çünkü tam bir çıkış yolu aradığımız bir dönemde ‘kirlenmek güzeldir’ gibi bir fikir çıktı karşımıza. Ben şanslı bir pazarlamacı olarak Türkiye’de bu sloganı yapan ürün müdürü olarak çalıştım. Gerçekten keyifli bir dönemdi. O süreç yaklaşık 7-8 yıl sürdü. Tabi böyle keyifli bir iş yapınca ayrılmak da istemiyorsunuz. Uzun bir süre Omo’da çalıştım hem Assistant Brand Manager olarak hem de Brand Manager olarak. Önce Türkiye odaklıydı, sonra sorumluluk biraz daha regional oldu. Bir süre sonra gitme vakti geldi Omo’dan ama çok uzağa gitmedim, ev temizlik kategorisinin Afrika, Orta Doğu ve Türkiye’den sorumlu direktörü oldum. O dönemde Domestos, Cif ve Yumoş markalarının bütün bölgeden sorumlu pazarlama direktörü olarak çalıştım. Enteresan bir dönemdi çünkü ilk gerçek anlamda yurtdışına açılma dönemiydi, birçok ülkeden ve birçok pazardan sorumluydum. Daha sonra bu şekilde devam etti ve şuanki Laundry Regional Category Vice President dediğimiz sorumluluğuma ulaştım.
Unilever’e 1999 yılında girdim. Ben aslında mühendislik geçmişli bir insanım, 3 sene Tübitak’ta çalıştım. Daha sonra kariyerimde değişiklik yapmak istediğim bir dönemde şirket araştırmalarına girdim ve Unilever’in benim için cazip bir şirket olduğuna karar verdim, değişik kariyer olanakları sunuyordu. İlk önce Ar-Ge departmanında başladım ama aslında gönlümde hep yatan Pazarlamada çalışmaktı. Pazarlama fırsatlarını kovalamaya başladım, bir şekilde bir fırsat oldu ve 16 senedir buradayım.
Aslında çok da zor değil, bir kere olay tutkudan başlıyor. Gerçekten tutkulu olduğunuz bir işiniz varsa gerisi daha kolay geliyor. Evet zor kabul ediyorum, hem çocuklarla uğraşmak, hem anne olmak, hem eş olmak, hem de bir çalışan olmak. Bunun kolay olduğunu iddia etmeyeceğim ama eğer tutkuyla yaptığınız bir iş varsa, kendinizde bir zorunluluk hissetmiyorsanız gerisi daha kolay geliyor. İkincisi, belki bu benim kişisel motivasyonum ama özellikle içinde bulunduğumuz toplumu ve coğrafyayı düşündüğünüz zaman ben kendimi gerek kendi kızıma gerekse bir sürü genç kıza rol model olarak görüyorum. Ben bunu başarabilirsem bir sürü insan da başarabileceğine inanıyor. Açıkçası bunu hissetmek de beni daha tutkulu, daha motive ve daha çok zorlukları aşmak için güç sahibi yapıyor. Çok da gözümüzde büyütmemek lazım çünkü gerçekten kadınlar multi-tasking yaratılmışlar; biz evi de becerebiliriz, işi de becerebiliriz, özel hayatımızı da becerebiliriz. Bunu çok da gözümüzde büyüterek kendimize mental bariyerler oluşturmamamız lazım.
Brand Development kısmı işin mutfağı diyebileceğimiz taraf; markayı yaratmak, fikirleri yaratmak, iletişim stratejisini yaratmak, reklamı yaratmak gibi bütün markanın mixini yaratan taraf. Brand Building tarafı ise bu mixi alıyor, ben bunu bu ülkede nasıl hayata geçiririm, hangi kanalları kullanırım, medya stratejim ne olmalı gibi soruları uygulayan taraf. Customer Marketing tarafı ise örnek vermek gerekirse Migros’a giden tüketici için ben bu fikri nasıl hayata geçiririm, onların beni fark etmesini nasıl sağlarım, bu yeniliği nasıl hayata geçirebilirim diye çalışan ekip. Aslında şimdi ben bu üçünü ayrı ayrı anlattım ama bunlar hepsi birlikte çalışan ekipler. Bugün bu 3 ekip zamanının çoğunu bir arada geçirebilsin ki oradan bir sinerji doğabilsin ve yarattığımız mixler gerçek anlamda hem tüketiciye hem o ülkeye hem de customerlarımıza bağlantılı bir hale gelsin.
Aslında ilk başta çok da bilinçli olarak şirket seçmiyorsunuz. Ben de her üniversite öğrencisinin yaptığı gibi kariyer günlerine gittim, sonra bir takım firmalar belirledim. O firmaları belirlerken de biraz çalışanlarına, o insanlardan aldığım enerjiye baktım, ben gerçekten bu kültürün içerisine uyabilir miyim diye düşündüm. Bir de pazarlama yapacaksam da işin göbeğinde hangi markalar var, ben o markalarla bağ kurabiliyor muyum, ben o markanın başında olsam ne yaparım diye düşünerek başladım. Bu iş odaklı bakış açısı zaman içerisinde şirketin kültürü ve şirketin bakış açısına dönüştü, bu da 16 senedir Unilever’de olmamın nedeni. Hatta Unilever keşke bir hükümet olsaydı da bir toplum yönetseydi diyebileceğim bir şirket. Çünkü topluma duyarlı, çevreye duyarlı, yüksek etik değerleri olan bir şirket. Burada bir iş yaptığınız zaman bilirsiniz ki hiçbir zaman bilerek topluma ya da çevreye zarar verebilecek bir harekette bulunulmaz. Her zaman toplumun, bireyin, çevrenin faydası gözetilir. Bu yüksek etik değerlerin bir şirketin parçası olduğunu bilmek kişisel olarak beni çok motive ediyor. Bunun yanında bir pazarlamacı olarak fırsatlar çok fazla. Bir sürü birbirinden güzel markamız var ve hepsinde yapılabilecek o kadar güzel fırsatlar çıkıyor ki karşınıza. Mesela ben hep Türkiye’de oturdum ama ona rağmen bir sürü pazardan sorumlu olmak fırsatı geçti elime. Her şirkette elinize geçebilecek bir fırsat değil bu. Global ekiplerle çalıştım, değişik markalarla çalıştım. Bu anlamda sıkıcılıktan ve tekdüzelikten uzak ve sizi her zaman motive ediyor. Bir kadın olarak da her zaman kadına değer verilen, insana değer veren, bütün farklılıkların yok olduğu bir şirket burası. Gerçek anlamda herkesin eşit değerlendirildiği, eşit fırsatlar verildiği bir şirket. Bu sebepler sayesinde 16 sene kolay geçti, bir 16 sene daha geçebilir diye düşünüyorum.
Öncelikle gerçekten tutkunuzu bulmanız lazım. Benim tutkum nerede, ben ne yapmak istiyorum hayatta gibi soruların cevabını bulmanız lazım. Zor bir süreç ama eğer bu süreçten geçerseniz gerisi biraz daha kolay geliyor. Karar verdikten sonra ben bunu nerede hayata geçirebilirim, hangi şirkette olabilir, kendi işimi mi kuracağım, yaptığım işte ne gibi farklılıklar yaratabilirim gibi soruları düşünmek lazım. Aslında bu 3 süreç önce tutkum nerede, bu tutkumu en iyi nasıl hayata geçirebilirim ve fikrim nedir sorularından oluşuyor.
Unilever’de pazarlama kariyeri yapmak istiyorsanız fırsatlar çok değişken ve çok çeşitli. Bu biraz da sizin isteğinize bağlı. Bir işe giren olarak Unilever Türkiye’den başladığınızı düşünelim, 2-3 tane alternatif var elinizde: bir tanesi şuan benim de içinde olduğum Brand Development dediğimiz kategori sorumluluğu olabilir, Brand Building dediğimiz markaların stratejilerini execute eden sadece Türkiye pazarından sorumlu bir ekip olabilir ve de Customer Marketing dediğimiz retail partnerlarla ortaklaşa yaptığımız pazarlamadan sorumlu olabilirsiniz. Ama nereden sorumlu olursanız olun bu bir başlangıç. Ondan sonrası biraz size bağlı: Türkiye’de mi kalmak istiyorsunuz, Türkiye’de kalıp sadece Türkiye’den mi yoksa değişik ülkelerden mi sorumlu olmak istiyorsunuz, başka bir ülkeye mi gitmek istiyorsunuz? Bu biraz sizin kendiniz için çizdiğiniz kariyer çizgisine bağlı olarak değişiyor. Fırsatlar her zaman çıkıyor, birazcık başlamak ve sonrasında fırsatlara açık olmak gerekiyor. Bizim bugün İtalya’da, Hollanda’da, Londra’da, Çin’de, Afrika’da çalışan ve Türkiye’de çalışmaya başlamış olan bir sürü çalışma arkadaşımız var. Hepsi kendilerine göre bir yol çiziyorlar ve o yolda ilerliyorlar.
Bir kere meraklı bir insan olmak lazım, bir şeyleri yaratma dürtüsü olması lazım, bir şeyleri farklı yapma dürtüsü olması lazım. Bana göre iyi bir pazarlamacının biraz merakı ve yaratıcılık ruhu olması lazım. Çünkü bizim işimiz aslında fikir yaratmak, marka yaratmak. Onun haricinde bağlantıları kurabilmek çok önemli, aslında her işte önemli ama bizim işimizde biraz daha fazla önemi var. Tüketiciyle ürünün bağlantısı, ürünle iletişimin bağlantısı, iletişimle fabrikaların bağlantısı... Hepsi bir ağ ve senin o bağlantıları çok iyi kurabilmen lazım ki doğru iletişim stratejisiyle hedef kitlene en iyi ürünü en iyi fiyatla sunabilesin. Bu bağlantıları kurabiliyorsan eğer iyi bir pazarlamacı olma potansiyelin olabilir ama bu iyi bir pazarlamacı olacağın anlamına gelmez, bir de tabiki tutku ve istek lazım. Gerçekten önce ben pazarlamacı olmak istiyorum demek lazım, bunu da sırf ünvanla güzel ofislerde çalışacağımla değil, tutkuyla yapmak lazım. En iyi pazarlamacı sürekli tüketicinin yanında olan pazarlamacıdır. Mesela benim ortalama yıl içinde ofiste geçirdiğim vakit toplam çalışma gününün üçte birini geçmez, mesela daha geçen hafta Arabistan’daydım. Sahada olman lazım, tüketicilerin alışveriş yaptığı yerlerde olman lazım, onlarla sohbet etmen lazım, biraz işin göbeğinde olman lazım. Pazarlama işi ofiste yapılmaz, bu da başka bir gerçek.
Deterjan kategorisi aslında çok eski ve köklü bir sektör, 1800’lü yıllardan başlamış ve zaman içerisinde gelişmiş bir sektör. Ama bu gelişme içerisinde bir süre sonra yani ben bu işe başladığımda markalar arasındaki farklılaşmalar yok olmuş, herkesin tüketiciyle konuşma şekli bir anda aynı olmaya başlamıştı. Markamızı nasıl farklılaştırabiliriz, tüketiciyle nasıl gerçek anlamda ilişki kurabiliriz, nasıl gerçek anlamda onların ihtiyaçlarını anlayabiliriz diye Dünya genelinde bir ihtiyaç vardı. Türkiye’de ise durum daha da kötüydü çünkü bir kriz ortamı vardı, 2003 kriziyle birlikte bu farklılaşma ihtiyacı iyice artmaya başlamıştı çünkü tüm markalar hemen hemen aynı vaatlerde bulunuyordu. Biz de bize benzer ülkelerle, mesela Brezilya, bir araya geldik. Ne yapabiliriz diye düşünüp böyle bir fikirle çıktık ortaya. Bir deterjan markası için gerçekten hiç söylenmemiş bir şeydi. Biz bunu Türkiye’de nasıl hayata geçirebiliriz diye çalıştık, global bir fikirdi ama içi çok da dolu değildi. Bunun için 5-6 yıllık bir planlama yapıp basamak basamak tüketiciyle buluşturduğumuz bir süreçti. Benim için de gerçekten oldukça heyecanlı oldu, hem 40 yıllık Omo’yu bir değişim sürecine sokmak hem de fikrin globalle birlikte çalışılması açısından heyecanlı bir dönemdi.

Benzer Kişiler

Interactive Marketing Manager
Microsoft Office Ürün Pazarlama Yöneticisi
Home and Personal Care Vice President
NDG Business Manager
Assistant Brand Manager
Global Account Director, Unilever Food Solutions
Advertising Operations Manager
Windows ve Cihazlar İş Grubu Yöneticisi
Customer Development Vice President
Yazılım Geliştirme Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı