Cem Tarık Yüksel
Customer Development Vice President
1986 yılından beri Unilever şirketinde çalışıyor.
Şu meslek demekten ziyade içerik anlamında söylemek mümkün. Online kültür yaşam kültürü haline gelmeye başladığı zaman insanlar çok fazla alternatifle, seçim zorluğuyla karşı karşıyalar, o zaman sizin burada farklılaşmak gibi bir derdiniz var. Bunu da ben online kültür üzerinden yürütüyorsam içerik yani content yaratıcılarının bu anlamda fevkalade önemlerinin olacağını düşünüyorum gelecekte. Çünkü sosyal medyada da hangisine bakacağınızı o içeriğe göre bakıyorsunuz, hem şirketler için hem kişisel olarak ilgilendiğiniz hikayeler için. İkincisi, çok ciddi bir data ortaya çıkıyor, her yerden data yağıyor. Geçmişte data azken iyiydi, şimdi hangi datayı nasıl kullanacağız gibi bir derdiniz var: demek ki big data analizcileri bu anlamda fevkalade önemli adamlar, mühendis olabilirler, analizci olabilirler. Bunu bizim kullanabileceğimiz bir şekilde filtreleyebilen, o linkleri birbiriyle kurgulayabilip bu networkün sonucunda size şöyle bir tablo çıkıyor diyebilecek adamlar çok önemli adamlar. Tabi bunların çevriminde tüm bunları kurgulayacak kod yazıcıları, bilgisayar yazılımcıları da bu işin içinde yer almakta. Standart bir program yazmaktan bahsetmiyorum, şuanda da bilgisayar yazılımcısı bu anlamda önemli ama ben o filtremeleri kullanabilecek yapılardan bahsediyorum. Üçüncüsü biraz daha demografik tarafta, hızla yaşlanan bir nüfus var, insanların sağlıkları konusunda çok daha fazla ilgileri var, daha uzun ama daha iyi yaşamak istiyorlar. O zaman demek ki sağlıkla ilgili ciddi bir gelecek var. Bu yaşlı bakımları da olabilir, yaşlılara bu destekleri sağlayabilen insanlar da olabilir, onlara uygun içerikleri ortaya çıkaranlar da olabilir. Bir diğer yapıya baktığınızda da bu kadar datanın devreye girdiği bir noktada giderek insanla makinenin iç içe geldiği bir yapıya doğru gidiyoruz. Dolayısıyla bu yapıları kurgulayabilecek insanlar önemli. Yapay zekayı nerede kullanacağız, bunları üst taraftan yönlendirici yapıları neler olacak... Yönlendirici yapılar muhtemelen geleceğin meslekleri içerisinde olacak çünkü manuel olarak yapılan işlemlerin çoğu makineler tarafına aktarılıyor olacak. Biliyoruz ki hayalleri kurduğunuz zaman gerçekleştirmeye başlıyorsunuz o yüzden hayal kurmakta fayda var.

Diğer Cevapları

Unilever’de hikayem Unilever’in o zamanlar yaptığı üniversite interviewlarıyla başladı, Unilever o dönemde hemen hemen üniversitelere gelen tek şirketti diye düşünüyorum. Oradaki bir görüşmeyle yolumuz kesişti. Ondan sonra mezuniyet sonrasında Unilever’in operasyonunda, operasyonunda derken fabrikasında başladım, çünkü ben elektronik mühendisiyim dolayısıyla öncelikle mühendislik ve teknik yönetim alanından yani tedarik zincirinden girdim. Seneleri söylemek biraz zor oluyor ama baktığınız zaman yaklaşık 28 senelik Unilever maceramız var karşılıklı, 1987’de başlayan. Ben muhtemelen şanslı Unilever yöneticilerinden birisiyim çünkü bu 28 senenin içerisinde Unilever’in hemen hemen tüm fonksiyonları, tüm kategorileri ve birçok farklı coğrafyada çalışma şansını elde ettim. Başlangıcım bahsettiğim gibi tedarik zincirinde dolayısıyla gerek teknik yöneticilikler, gerek proje yöneticilikleri, gerek üretim müdürlükleri; bunun yanı sıra fabrikalardan ve tedarik zincirinden sorumlu tedarik zinciri direktörlükleri, planlama lojistik direktörlükleri gibi şeyleri yaptım. Peşinden insan kaynaklarından sorumlu başkan yardımcılığı yaptım. Şuanda Satış ve Müşteriden Sorumlu Başkan Yardımcılığı yapıyorum.
Unilever insanlarına ve yöneticilerine, çalışanlarına farklı coğrafyalar ve farklı alanlarda çalışma fırsatını sunuyor. Farklı coğrafyalar anlamında ben örneğin Avrupa’da merkezi operasyonlarda görev yaptım. Dolayısıyla bütün Avrupa ülkelerinin tedarik zincirlerini veya lojistik ve planlama taraflarını yönettiğim bir pozisyon söz konusu oldu. Avrupa’nın tamamını tanımak gibi bir şans söz konusuydu. İnsan Kaynakları yaptığım dönemde benzer şekilde Türkiye’nin yanı sıra İran ve Orta Asya’yı yönetmek durumundaydım. Şuanki görevime baktığınız zaman da Türkiye’nin yanı sıra dünya satış boardında temsilciğini yaptım ve stratejik anlamındaki yönetiminden sorumlu olduğum NAMETRUB dediğimiz bir bölge var ki, aslında NAMETRUB baktığınız zaman Rusya, Belarus, Orta Asya, İran, İsrail, Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika’yı kaplayan büyük bir coğrafya. Dolayısıyla bu Unilever’de çalışan insanlar için büyük bir şans diye düşünüyorum. Çünkü netice itibariyle baktığınız zaman farklı farklı fonksiyon ve kategorilerin yanı sıra çok büyük coğrafyaların içerisinde bulunabilme şansları elde ediyorsunuz. Bir dönem Afrika’yı kapsayan boardın ve yönetim ekibinin içerisinde oldum. Bir dönem Türkiye’nin içerisinde olduğu Asya’dan bu tarafa Afrika’yı kapsayan bölgenin yönetim grubunun içerisinde oldum. Dolayısıyla şunu söylemek mümkün diye düşünüyorum: Kuzey Amerika hariç Dünya’nın her tarafına bir şekilde yönetim anlamında bulaşma şansını elde ettim, bu da Unilever’in sağladığı en büyük şanslardan birisi.
Müşteri geliştirme departmanları aslında işin hem saha hem iç iş tarafını birleştiren kısımlar. Sahada gerçek ticareti, gerçek hayatı, gerçek insanı, gerçek rakamı yaşayan departmanlar buralar. Yani şirketlerin içerisinde bir takım gruplarda ağırlıklı olarak operasyonun bir kısmını kağıt üzerinde yürütürsünüz, kağıt üzerinde derken bir takım hareketler olur, onun rakamlarını kağıt üzerinde yaşarsınız. Halbuki burada piyasaya çıktığınız zaman yaptığınız her şeyi yaşayabilme imkanınız var çünkü rafta gidersiniz ürününüze dokunursunuz, akşam satış rakamına baktığınız zaman ne yaptığınızı görürsünüz, bugün yaptığınız bir uygulamanın yarın sonucunu görürsünüz. Dolayısıyla fevkalade gerçek hayatın içerisinde yaşayan bir gruptur. Baktığınız zaman insanların bir şeyleri almaları, kullanmaları, tüketmeleri anlamında alışveriş alışkanlıkları hızlı bir şekilde değişiyor. Geçmişte tüketici pazarlaması tarafında çok daha yoğun bir aktiviteyi yapıp satış fonksiyonunu ağırlıklı olarak satışa sunulan noktalardaki düzgün raf yönetimi ve o müşteri grubuyla ilişki şeklinde tarif edebilmek mümkündü. Ancak bugün öyle değil, neden derseniz, giderek insanların farklı medya kullanımları, tüketicinin birbirinden farklı yerlerde olması nedeniyle çoklu kanal dediğimiz bir yapı ortaya çıkıyor. Yani insanlar alışveriş alışkanlıklarını giderek mağazalarda veya bulundukları farklı kanallardaki kararlarıyla şekillendiriyorlar. Televizyonda seyrettiği bir reklamdan elbette ki etkileniyor ama karar süreci geçmişten çok daha fazla olarak bu çoklu kaynaklara kaymış durumda. Yani mağazaya gittiği zaman mağaza içerisindeki kararın %70’i mağaza içerisinde oluşuyor. Dolayısıyla sizin orada farklı bir yapıyla olmanız söz konusu. Bu nedenle Türkiye’de veya Unilever’de satış fonksiyonu adlandırmasından ziyade müşteri geliştirme adlandırmasını kullanıyoruz. Çünkü biz oradaki alışverişçiye kararına erişme ve müşteriye düzgün bir pazarlamayla ürünlerimizi anlatabilme imkanı yakalamaya çalışıyoruz. O yüzden de konuyu müşteri geliştirme çerçevesinde değerlendirecek olursanız, bu alışverişçinin bulunduğu bütün kanallarda, ürünümüzle karşılaşabileceği her noktada o kişiye gerekli pazarlama desteğini, hizmetini sunabilmek ve o ürüne erişebilmesini sağlamak bizim görevimiz. Tabiki bunun altında, bu bulunduğu kanalların düzgün kanal yönetimleri söz konusu: rafta düzgün bulunurluk, doğru fiyatlandırma, doğru promosyon, doğru aktivasyon gibi hikayelerin hepsi bu çerçevenin içerisine giriyor. Kısaca akılda kalması için söylenmesi gereken hikaye şu: bir satış operasyonu var, bugünün müşteri geliştirme departmanları ağırlıklı olarak alışverişçi kararları üzerinde aksiyonlar almayı tercih eden veya onun üzerinde çalışan gruplar.
Customer Development yani Müşteri Geliştirme üzerine düşünecek olursanız gerçek hayatı yaşamayı seven, dokunmayı seven, dokunmaktan kastım yaptığı işi görmek, etkisini hızlı bir şekilde alabilmek, hızlı karar alabilmek, birçok insanla birlikte farklı profilleri yönetebilmek, insanlarla hem pazarlık anlamında hem katkı anlamında bir şeyler ortaya çıkartmayı seven, heyecanı sürekli yaşayabilen ve elde etmek istediklerinin günün belirli saatiyle sınırlamayan insanlar arıyoruz. Alışveriş dünyası 7 gün 24 saat çalışıyor, dolayısıyla bu anlamda baktığınız zaman hayatımızın tamamı hala oralarda o saatlerde dönüyor, bu biz de 7/24 çalışıyoruz demek değil ama netice itibariyle hayatınız yayılmış bir hayat. Dolayısıyla çalışma hayatınızın dengesini siz kuruyorsunuz. Bugün baktığınız zaman benim ekibimin çok limited çalışma zamanları yoktur, onlar kendi işlerine göre bunu ayarlarlar. Dolayısıyla gerçek hayatı içinde yaşamayı seven, insanlarla birlikte bir şeyler ortaya çıkartmayı seven, yaptığı aksiyonların hemen karşılığını görüp ona göre kendini yönlendirebilen, çabuk karar alabilen, heyecanı seven ve birtakım limitleri olmayan, daha esnek bir ortamda kendini yönetmesini bilen insanlara göre diye düşünüyorum. Ticari dünya çok hareketli bir dünya, değişken bir dünya. Gelen dalgaların üzerinde sörf yapmayı bilen kişilere yönelik, dalgayla birlikte sürüklenip giden kişilere göre değil. Dalgalar üzerinde sörf yapıp bundan keyif almasını bilen kişilere uygun diye düşünüyorum.
İlk tavsiyem vakitleri olduğu dönemde gelecekte öğrenmek veya takip etmek durumunda olacakları kaynakları şimdiden bulmaya çalışmak. Ne demek istiyorum, ilgili oldukları alanlarda daha sonra kullanacakları birtakım kaynakları, izleyecekleri noktaları bulma konusunda iş hayatında zaman bulamayabilirler çünkü iş hayatı oldukça yoğun bir dönem. Halbuki şuanda bu kaynakları az çok belirlemeye başlarlarsa, yarın o gelişmelerin ortaya çıkarttığı dünyayı izleme konusunda sıkıntı çekmeyebilirler. Çok basit bir örnekle, ilgili olduğunuz bir konu sanatçıdır, o sanatçının twitterını, sitesini izlediğiniz zaman onunla ilgili gelişmeleri takip edebilirsiniz, benim de bahsettiğim bu. İş dünyasıyla alakalı ilgilerini ne çekiyorsa şimdiden o kaynakları nerede izleyeceklerini, nerelerde doğru kaynaklara ulaşabileceklerini görmeye çalışmak ve onları izlemek onları hakikaten güncel durumda tutacaktır. İkincisi, büyük çerçeveler, kalıplar, sınırlar koymak yerine sınırsız düşünebilmeyi veya farklı alanlara bakabilmeyi öğrenmeye çalışmak önemli. Genellikle işletme, mühendislik okuyan arkadaşlar veya başka bölümlerde okuyan arkadaşlar bir konuda bir çerçeve oluşturma riskine sahipler. Hızlı tüketim mamüllerinde böyle bir uygulama var, bu şirket bunu yapıyor. Halbuki farklı disiplinlere, farklı alanlara baktığınız zaman birbirine uyarlanabilecek ve o düşünce kalıplarını dağıtabilecek yeni fikirlerle karşı karşıya gelebilme şansları söz konusu. Ben buna hep şu örneği veririm: kuantum fiziğinde okuyan kişiler şuanda dünya ekonomisini çok daha iyi anlayabilme şansına sahipler çünkü kuantum fiziği de belirsiz, sınırsız, öngörülemeyen, kestirilemeyen bir alan. 2009’dan itibaren dünya ekonomisine baktığınız zaman birtakım şeyler niye böyle oldu diyebileceğiniz belirsizlikler içerisinde. Dolayısıyla o disiplini okuyan birisi aslında bu tarafta da o paradigmayı oluşturabilme ve ona hazırlıklı olabilme şansına sahip. Üçüncü noktaya gelirsek, sürekli öğrenen birileri olmak önemli. Zaman zaman biz öğrenebileceğimiz süreçleri boşa harcayabiliyoruz veya zaten öğrendik biliyoruz diyebiliyoruz. Son olarak da hepimiz çok ciddi bir değişimin olduğuna ve bunun her alanda olduğuna hemfikiriz ama değişime direnmekten hiçbirimiz bahsetmiyoruz, değişime ayak uydurmaktan bahsediyoruz. Tavsiyem de değişime ayak uydurmak değil, değişimi şekillendirmek. Değişime her zaman ayak uydurabilirsiniz siz isteseniz de istemeseniz de ama değişimi şekillendirenler asıl kazananlar veya geleceği kurgulayanlardır. O yüzden bence hem paradigma anlamında hem de hazırlık anlamında ben nasıl geleceği şekillendirebilirim peşinde koşmaları en büyük tavsiyem diye düşünüyorum.
Unilever hem kapladığı coğrafyalar hem fonksiyonlar hem de kategoriler anlamında çalışanlar için şanslı bir şirket. 150’nin üzerinde ülkede fırsatlar söz konusu, siz çalışmak istedikten sonra bu coğrafyaların hepsinde çalışabilme şansınız var. İkincisi kategoriler anlamında aynı şey söz konusu. FMCG’ye baktığınız zaman herhalde sigara ve alkol dışında hemen hemen bütün FMCG kategorilerinde bir şekilde varız. Dolayısıyla eğer FMCG’de çalışmak istiyorsanız yeri burası. Müşteri Geliştirmede hangi fırsatlar var diye göz atarsak, Müşteri Geliştirme kendi içerisinde farklı alanlara ayrılıyor. Bunların arasında bizim Account Management dediğimiz yani Müşteri Yönetimi dediğimiz kısımlar var yani müşteri grubuyla çalışan kısımlar var. Bunların yanı sıra bizim hem alışverişçi hem müşteri pazarlaması dediğimiz pazarlama fonksiyonlarımız var, ticaretle alakalı uygulamaları yapan gruplarımız var. Bunların arasında aynı zamanda kategorilerin merkezi operasyonlarını yöneten; bütçelerini, uygulamalarını, promosyonlarını yöneten planlayan gruplar var. Bunun yanı sıra da operations dediğimiz gruplarımız var, bunlar da IT process vs. gibi grupları kurgulayan ve buna bağlı olarak da dışarıda gördüğünüz teknolojik uygulamalarımızı bir noktaya getiren gruplar. Baktığınız zaman Müşteri Geliştirme aslında dar bir alan değil, sadece bir mağazaya gidip mal satıp fatura kesip çıkan bir şeyden bahsetmiyoruz. Çok sofistike bir alandan bahsediyoruz. Zaman zaman bunu söylüyorum şaşırabiliyorlar bir rafın düzenlemesi neredeyse bir doktora tezine karşılık gelebiliyor çünkü bütün alışverişçi alışkanlığı, profili, o mağazanın konumu, rafın konumu, rakipler, fiyatlar vs. dediğiniz zaman çok kompleks bir algoritmayı uygulayıp rafa koymanız gerekiyor. Bu açıdan müşteri geliştirmenin içerisinde her türden insana açık fırsatlar var. Müşteri Geliştirmenin kendi içerisinde bunlar olurken aynı zamanda Unilever’in verdiği bir şans da benim örneğimde de olduğu gibi farklı fonksiyonlara geçebilme şansı söz konusu. Bu nedenle baktığınız zaman Müşteri Geliştirme işin ana merkez başlığı olan satışı öğrenmek için çok doğru bir yer, müşteriyi öğrenmek için çok doğru bir yer, finansalı öğrenmek için çok doğru bir yer çünkü biz burada parayla temas ediyoruz. Buradan sonra birçok fonksiyonda iş yapabilecek kabiliyete geliyorsunuz çünkü Müşteri Geliştirme challengeları çok yüksek bir departman. Milyonlarca birbirinden farklı insan, müşteri, ekonomik ihtimalle uğraştığınız için bunların hepsine bir şekilde adapte olabilir ve bunun içerisinde kendi işinizi yönetebilir hale geliyorsunuz.
Unilever’de beni motive eden 2 tane ana başlıktan bahsedebilirim. Birisi kişisel, ikincisi de yine kişisel ama kariyer tarafında. Kariyer tarafında aslında deminden beri anlattığım şeyler var: birçok farklı kategori, bir çok farklı fonksiyon, birçok farklı coğrafya var. Benim Unilever’de edindiğim tecrübeyi edinebilmem için sanırım 13-14 farklı şirkette çalışmam gerekiyordu, spesifik tek bir kategoriyi tek bir işi yapan şirketlerde olsaydım eğer. Bu fevkalade motive edici bir şey, tek bir şirketin içinde bunları yapabilme şansınız var. İkincisi sunduğu öğrenme imkanları, kişisel gelişim bu tip işlerde çok önemli. Özellikle bundan sonra yaşın uzadığı bir dünyada aslında insanların ikinci üçüncü kariyerlere doğru gitmesi konuşulan bir ortamda öğrenmek önemli, size bu öğrenme fırsatlarını sunan bir şirketiniz olması lazım, sizi geliştiren bir şirketinizin olması lazım. Unilever için de çalışanların gelişimi fevkalade önemli. Sizin burada kendinizi geliştirebilmeniz için hatalar yapmanızı kabul edebilen fonksiyonlar da sunabiliyor ayrıca teorik geliştirme anlamında sizin üzerinizde oldukça yüklü bir yatırım yapıyor. Dünya’daki birçok yeni uygulamayı burada ilk siz görüyorsunuz veya Dünya’ya birçok yeni uygulamayı sizin çıkartmanıza da fırsat sağlıyor. Bu ayrıma dikkat etmekte fayda var, Dünya’daki birçok şeyi alıp öğreniyor olabilirsiniz ama bir şirket size Dünya’ya da en iyi örnekleri çıkartabilme konusunda fırsat veriyorsa aslında sizin hata yaparak da olsa bir şeyler ortaya çıkarmanızı destekliyor demektir. Bu da kişinin en büyük gelişim araçlarından biridir. Netice itibariyle baktığımız zaman ben hala her gün yeni bir şeyler öğrenmeye devam ettiğim bir şirketteyim 28 sene sonra bile, bu bir şirketin bir şeyleri şekilendirdiğini gösteriyor ben de o şekillendirmenin içerisinde yer almaktan çok heyecan duyuyorum. O yüzden Unilever için hep şunu söylüyorum: mezun vermeyen bir okul, mezun vermek istemeyen bir okul. Unilever öğrenmeyi seven ve sürekli olarak bir şeylerin peşinde koşan insanlara göre diye düşünüyorum. Kişisel olarak da şöyle bir motive edici tarafı var: insanlara ne sunuyoruz diye baktığım zaman onlara iyi beslenmeleri için iyi ürünler sunuyoruz, insanlara kendilerini iyi hissetmeleri için kişisel bakım ürünleri sunuyoruz, insanlara hijyenik bir ortamda yaşayabilmeleri için hizmetler sunuyoruz. Böyle baktığımız zaman ben iyi bir şeyler satıyorum diye düşünüyorum, olumlu bir iş yapıyorum. Bunun yanında bu işleri yaparken söylediğim her şeyin tamamen arkasında olan bir şirkette çalışıyorum. Bu ürün bunu yapar dediğim zaman ben biliyorum ki o iddiayı oraya yazabilmek için bu şirket birçok üniversiteyle çalışmıştır, araştırmalar yapmıştır ondan sonra onu oraya koymuştur. Çıkıp tüketicime bu ürün budur dediğim zaman biliyorum ki arkasında doğru bir yapı var, çok ciddi bir emek var. Sözümün arkasında durduğum, doğru şeyleri yaptığım bir işten bahsediyorum, bu da benim için önemli. Bir diğer nokta da 150 ülke 2 milyarın üzerinde insan dediğiniz zaman o kadar çok insana dokunuyoruz ki… Türkiye bazında oturup hesapladığınız zaman şuanda 7500’ün üzerinde sadece Müşteri Geliştirme tarafıyla ilintili çalışan ekibim var. Bunların aileleri, Unilever’in üretim tesisleri, Unilever’in üretim tesislerine hizmet sağlayan gruplar diye baktığınız zaman milyonlarca insan aslında bir şekilde evlerine ekmek götürebilmeleri konusunda bir ağ oluşturuyor. Bir çok insanın hayatına bu anlamda dokunuyorum. O yüzden oturduğum koltukta da hep aynı şeyi düşünüyorum: bu ağın sorumluluğu var bende sadece kişisel kariyerimin sorumluluğu değil. Böyle baktığınız zaman yaptığınız işte bir anlam olduğunu hissediyorsunuz.
İnovasyon hem ihtiyaç tarafında hem de bahsettiğimiz geleceği şekillendirme tarafında size yol açıyor. Teknolojiden örnek verirsek, bugün gördüğünüz birtakım hikayeler aslında size geleceğin tam yolunu çizmiyor, onlar bir miktar trendler. Trendleri izlediğiniz zaman başkalarıyla birlikte izliyorsunuz yani şu telefonu kullanıyorum diyebilirsiniz, daha hızlı performanstı. Daha sonra adamın birisi kalkıp diyor ki tablet diye bir hikaye var, farklı bir ihtiyaç, bir değişim şekillendirildi. İnovasyonun böyle bir önemi var, dünyayı veya oyunu değiştiriyor. Bunun için zaman zaman yıkıcı inovasyonlara da ihtiyacınız var, bir şeyleri tamamen indirip ondan sonra yukarıya çekmekten. Geçmişte arabaların ilk ortaya çıktığı dönemde bugünkü gibi acayip düzgün arabalardan bahsetmiyorsunuz, ama birisi çıkıyor bunu yapıyor, inovasyon orada. Londra sokaklarında 250.000 tane at varken birisi diyor ki araba diye bir şey yapıyoruz, daha hızlı bir at yapıyoruz diyebilirsiniz mesela belki o anda daha fazla satabilirsiniz ama geleceği kurgulayamayabilirsiniz. İnovasyon geleceği kurguluyor. Bugün baktığınız zaman geçmişte çok iyi fotoğraf filmi satan şirketler niye bugün aynı durumda değil? Biri gelip o inovasyonu işin içine soktuğu zaman siz aslında bir süre sonra yavaş yavaş yok olma sürecine doğru gidiyorsunuz. İnovasyon bir anlamda gelecek için var olmak ya da olmamak sorusunun cevabı.
Dünyanın ve iş dünyasının değişimine bakınca öncelikle şunu görüyorum: hakikaten hepimizin artık daha değişken, belirsiz, kesin olmayan dünyaya ve şartlara hazırlıklı olmaları lazım. Yani bunu hayatlarının yaşam standartları olarak algılamaları lazım, aksi takdirde fevkalade istikrarlı şeylerden bahsediyorsanız, bunu özellikle bizimki gibi coğrafyalarda artık çok fazla yaşayabileceğimizi düşünmüyorum. Çünkü biz her gün farklı bir yapının içerisindeyiz, Norveç’in bir ilçesinde yaşayan birinden farklı bir dünyada yaşıyoruz. O zaman bizim dünyadaki değişime hazırlıklı olmamız lazım. O kadar çok değişimin ve alternatifin olduğu yerde tüm değişime hazırlıklı olmak gibi bir şansınız tabiki yok ama bunu yaşam stilimiz olarak algılamamız lazım. Aksi takdirde her değişimde o değişimden rahatsız oluyorsanız muhtemelen gelecekte hayatla ilgili başarılı olma şansınız yok diye düşünüyorum. Bu kadar büyük bir dünyada her şeyi görebilmek mümkün değil ama ilginizi çeken, gerçekten ihtirasla sevebileceğiniz, peşinde koşabileceğiniz alanlarda ne olduğunu izlemek fevkalade önemli. Burada geçmişte olduğu gibi mazaret üretebilme şansımız artık yok, her şeyi aslında istediğiniz zaman ulaşıp görüp anlayabiliyorsunuz, yeter ki meraklı olun. O yüzden meraklı olmak da önemli faktörlerden bir tanesi. Bir diğeri de değişimi şekillendirmek. Bu değişimi de daha iyi yaşanabilir bir dünyaya doğru evirmek istiyorsak da geleceği düşünmek, hayallemek ve onun için de aksiyon almaktan bahsetmek mümkün. Eğer biz birtakım şeylere katkıda bulunmaktan kaçınıyorsak birileri oraları şekillendiriyor. Yani biz daha iyi bir geleceği şekillendirmek istiyorsak ve bundan haberdarsak, haberdar olmanın sorumluluğu da onla ilgili küçük de olsa bir takım aksiyonlar almak. Belki önce kendimizi geliştirerek ve birilerine ışık tutmaya çalışarak, belki de yaptığımız daha büyük işlerle. Netice itibariyle her şey ister istemez kendimizden başlıyor, yeter ki kendinizi iyi bir noktaya koyun çünkü sonrasının gelmesini bekleyebilme şansınız var.

Benzer Kişiler

Yazılım Geliştirme Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı
NDG Business Manager
Assistant Brand Manager
Home and Personal Care Vice President
Interactive Marketing Manager
Global Account Director, Unilever Food Solutions
Microsoft Office Ürün Pazarlama Yöneticisi
Advertising Operations Manager
Laundry Regional Category Vice President
Windows ve Cihazlar İş Grubu Yöneticisi