Asu Ege
Kurum İletişimi Yöneticisi
2015 yılından beri TOFAŞ Türk Otomobil Fabrikası A.Ş. şirketinde çalışıyor.
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik mezunuyum. İkinci sınıftan itibaren medya sektöründe çalışmaya başladım. 8 yıl medyada çalıştıktan sonra Koç Grubuna Kurumsal İletişim alanına geçiş yaptım. 2015 yılının başında ise TOFAŞ’a Kurum İletişimi Yöneticisi olarak iç rotasyonuna atandım. Yaklaşık 1.5 yıldır TOFAŞ’ta çalışıyorum.
Kurum İletişimi Departmanı, kurumsal itibarı şirket içinde ve dışında iletişim yoluyla yönetmekten sorumlu. Bizim departmanımızda da 3 farklı yöneticilik var. Basınla ilişkiler, sponsorluklar ve organizasyonlar ve benim sorumlu olduğum kurum iletişimi yöneticiliği. Kurum iletişimi yöneticiliği özelinde bakarsak, ben çatı kurum markasının iletişiminden sorumluyum dolayısıyla markalardan bir nebze bağımsız olarak kurum iletişimi çalışmalarını yönetiyorum. CEO iletişimi, sosyal sorumluluk yönetimi, sosyal medya yönetimi, iç iletişim çalışmaları, TOFAŞ Gazete, İntranet ve yıllık raporlarımız var. Dolayısıyla baya geniş bir kapsamda çalışmalarımızı yürütüyoruz.
Kurumsal iletişim, bence hikâye anlatıcılığı, kurumun içindeki şirketin hikâyelerini anlatan kişiler diyebiliriz kurumsal iletişimciler için. Dolayısıyla şirket içerisinde çalışırken her yaptığımız işte bir araştırmacı gazeteci gözüyle bakmanız lazım. Nerede? Ne haber var? Bu kimi ilgilendirir? Ne şekilde bu haberi aktarırsak daha çok ilgi çeker? Bu şirketin içindekileri ve dışındakileri ilgilendirir mi? Sürekli bunları kafanızda bulundurarak uygun mecrada uygun mesajları iletme sanatı diyelim. Özetlemek gerekirse ben hikâye anlatıcılığı olarak düşünüyorum. Kurumun hikâyelerini içeride ve dışarıda anlatan bir birim.
Sosyal medya gündeminde, Türkiye gündeminde neler var? Bizim gündemimizde hesaplarımızda neler var? Bunları inceliyoruz. Daha sonra güncel projeler ile ilgili toplantılar, bunların planlamaları. Sıklıkla Bursa fabrika seyahatlerimiz oluyor. Tabii ki kurumsal iletişimi, içerik itibariyle plan dışı gelişen çok fazla konuşula olabiliyor. Dolayısıyla siz ne kadar sabahtan planınızı yapsanız da öngöremediğiniz, hızlıca karar vermeniz gereken şeyler olabiliyor.
Son iki yıldır en fazla yoğunlaştığımız projemiz FIAT Egea, yeni modelimiz. İlk başta sedan lansmanıyla başladık, daha sonra hatchback ve station vagonla devam ettik. Tabi bunun bütün lansmanlarının hepsi kurumsal iletişim yönetiminde olduğu için oldukça yoğun bir 1.5, 2 yıl geçirdik ve halen devam ediyor. Bunun dışında sosyal medyada kurum filmimizi yayınladık. ‘Hayat Yenilenmektir’ başlığı ile. Bu film yaklaşık 8 milyon kişiye erişti. Bundan çok memnuniyet duyuyoruz. Ayrıca TOFAŞ Spor Kulübümüzün iletişim çalışmalarını yürütüyoruz. 8-12 yaş aralığındaki çocuklara basketbol eğitimi verdiğimiz “Yeni Nesil Tofaş” adında bir projemiz var. Ayrıca Bursa da Anadolu arabaları müzemiz var. Burada da yeni bir sergimiz açılacak Eylül ayında, Kantarlar. Bunun şuanda çok yoğun çalışmaları devam ediyor. Bir de 2018 yılında 50. yılımız olacak bunun için de yapacağımız etkinlikler olacak bunun planlamasına başladık.
Otomobil sektörü, doğası gereği hareketli, dinamik ve rekabetçi bir sektör. Ben de buna ayak uydurma hissiyatı ile çok motive oluyorum. Sektörden bağımsız olarak Tofaş her daim kendini yenileyen ve çalışanından da bunu bekleyen bir şirket. Dolayısıyla bu da bana ilham veriyor. İşyerinin sürekli hareketli ve dinamik olması benim karakterime de çok uygun. Bunun dışında departmanımızda da çalışmaktan çok memnun olduğum değerli iş arkadaşlarım ve çok huzurlu bir iş ortamımız var. Bu benim kişisel olarak çok önceliklendirdiğim bir etken. Dolayısıyla her gün severek ve isteyerek işe geliyorum.
İlla ki İletişim Fakültesi mezunu olmak gerekmiyor bence. Çünkü çok farklı fakülte mezunlarının çok iyi iletişim yaptığını görüyoruz, Sosyoloji, Psikoloji, İşletme, Uluslararası İlişkiler mezunu çok fazla görüyoruz. Ne oluyor ne bitiyor meraklı, empatiye iletişime kıymet veren, önemini anlayan, okumaya ve görsel sanatlara meraklı, kalemi kuvvetli kişilerin işi çok kolaylaşır diye düşünüyorum. İletişim dediğimiz zaman gerçekten dünyayı okuyabilen, merakı olan, antenleri açık ve kuruma bir gazeteci gözüyle bakabilen arkadaşların çok daha başarılı olabileceğini düşünüyorum.
Kurumsal iletişimde çok yoğun bir tempoyla çalışıyoruz. Öngörülemeyip çok hızlı karar almamız gereken birçok durum olabiliyor. Soğukkanlı olmanın çok fazla avantajını yaşıyorum kişisel olarak da. Bunun dışında 7/24 antenlerinizin açık olması lazım. Dolayısıyla mesai saatleri bitince prizi çekip gitmek değil. Bir yerden ilham alıp onu şu işime adapte edeyim diyebilirsiniz. Sürekli kafanızda program yapılacak ve plan kuracağınız bir iş. Bu bazıları için zor olabilir. Ama seven insanın zorluk çekeceğini düşünmüyorum. Bu düşünce yapısındaysanız çok keyif alırsınız.
Yaptığınız işin somut olarak çıktılarını gördüğünüz bir iş. Örneğin bir süredir üzerinde çalışmış olduğunuz gazete basıldığında bir sürü insan onu beğeniyor, dönüşler oluyor. Ya da yaptığınız bir etkinlikte herkes size teşekkür ediyor. İç iletişim çalışmaları yapıyorsunuz, çalışan memnuniyeti artıyor. Gözlem yapıp canlı geri bildirimler alabildiğiniz zaman bu sizi motive eden bir şey. Bu tür geri dönüşler sizi daha da iyilerini yapmaya iten ve tatmin eden yanlarıdır bu işin.
Okurken insan biraz kafası dağınık mezun olabilir. Ne işe başlayacağına dair kafasında bir sürü soru işareti olabiliyor. Ama hangi alan olursa olsun bence devir biraz uzmanlaşma devri. İleride nelere ihtiyaç var gibi konularda öngörülü olabilirseniz, bence bir kaç adım önde olursunuz çevrenizdekilere kıyasla. Mesela 10 yıl önce dijitalin gittiği yeri görüp bunun hakkında çalışmalar yapıp bambaşka yerlere gelmiş insanlar var. Dolayısıyla geleceğin alanlarını öngörüp o konuda uzmanlaşmak bence çok önemlidir.
İletişim, çalışma alanı çok geniş olan bir dal. Ne okumuş olursanız olun medyada, ajanslarda çalışılabilir. PR ajansları, etkinlik ajansları var. Bunun dışında artık neredeyse her kurumun iletişim ve PR departmanı var. Buralarda çalışılabilir. Mümkün olduğu kadar bol stajla nereye yatkın olunduğunu keşfetmek gerekir. Geç kalmamak adına her alanda tecrübe edinmek bence önemli.
İletişim fakültesinde üç bölüm var. Gazetecilik, halkla ilişkiler ve sinema televizyon. İlk sene çoğu ders ortak ondan sonra branşlara ayrılıyor. Çok kıymetli hocalardan dersler aldık. Benim zamanımda devam zorunluluğu yoktu. Bunun avantajları da dezavantajlarını da gördüm. Avantajı, birçok arkadaşımıza full time çalışma fırsatı tanıdı. Dezavantajı ise katılımla ilgili bir disiplinsizlik ister istemez oldu. Fakat iş hayatına erken girmiş oluyorsunuz. İletişim fakültesi farklı alanlarda farklı farklı dersler verdiği için genel kültür kazandırmış oluyor. Ekonomi, basın-yayın tarihi, haber yazma teknikleri, fotoğrafçılık gibi. Dolayısıyla yatkın olduğunuz alanı ve neye tutkunuz olduğunu anlayabiliyorsunuz.

Benzer Kişiler